İlluminatileştirilmiş Love Me Back
Haber vaktimiz yine beyin bedavacılık oynayarak muazzam bir habere imza atmışlar.
http://www.habervaktim.com/haber/bonomonun-tartisma-yaratan-klibi-231904.html
CAN BONOMO – LOVE ME BACK (2012 EUROVISION SONG / TURKEY) from CAN BONOMO on Vimeo.
Eternal Sunshine of the Spotless Mind
Gece gece merak ettim. Bu filmi insanlar google’da nasıl arıyor. Ne yazıyor da buluyor. Tamamını yazıyorlar mı yoksa yarısında çıkıyorlar mı. Sonuçlar enteresan. Buyrun:

K’sız Kalmış Bir Faruk
Tam da bir sessiz harf satın almayı düşündüğüm şu günlerde ilaç gibi gelen bir haber oldu.
http://www.hurriyet.com.tr/magazin/magazinhatti/20116970.asp

Sesler ve Harfler
Yazı Şizofrengi’nin 9. sayısından. Sene 93.
#zamanasiminahayir
Behçet Aysan ve Metin Altıok şairdiler. Okurlarıydık. Behçet Aysan aynı zamanda meslektaşımızdı. 2 Temmuz 1993′te Sivas’ta 35 insanla birlikte din adına cinayet işleme hakkını kendinde gören katiller sürüsü tarafından yakılarak öldürüldüler. Devlet, Aziz Nesin’in konuşmalarını suçlu olarak ilan etti.
Konuşmalar yani ses titreşimleri , sözcükler ve harfler katliamın sorumlusu olarak ilan edildiler.
Sesler ve harfler, sekiz saat süreyle otel kuşatmıştılar.
Sesler ve harfler, otomobil depolarından hortumla benzin çekerek insanları yakmıştılar.
Sesler ve harfler, otelde diri diri yakılan, dumanlar arasında boğulan insanların önünde sevinç çığlıkları ile ölüm dansları yapmıştılar.
Sesler ve harfler, savunmasız insanların yardım arayışlarına sessizlikle, umursamazlıkla yanıt vermiştiler.
Devletlilerin açıklamalarını dinlerken, insanlık adına inandığımız bütün değerlerin ayaklar altına alındığını hissettik. Tahrik edildik. Ancak hiçbir zaman katliamı yapanların, destekleyenlerin, sorumluların ortaya çıkarılmasını engelleyenlerin, 37 kişinin ölümüyle ilgili tek kelime etmeden “…ama tahrik var” cümlelerini kuranların yakılması, öldürülmesi gelmedi aklımıza. Gelmeyecek. Onlarla aramızdaki en büyük fark da bu.
Ve bu farkı kapatmak için bir dini inanca sahip olmak yetmez. Vicdan sahibi olmak gerekir.
Bizim için gidilecek başka ülke yok.
Her şeyi hemen unutmaktan başka bir şey yapmadık bugüne dek, ama bunu unutamayız. İçimize sindiremeyiz.
Durgun sularımıza düşen son damladır, Sivas.
“Sürekli yaşadığımı hissediyorum şaşkınlık içerisindeyim”
Yaşamak istiyorum, bu istek benim gururumu kırıyor, ağzımı kirlenmiş, incir yemiş gibi hissediyorum kendimi, kendi kendine gülmek nedenli oluyor, nedensiz gülmek güzel olur. Otları tanımıyorum, lezzetli olanlarını bilsem onları toplayabilirim, toplamak kolay. Ama oraya kadar yürümek zor. İnsan geri dönmek istiyor. Uykusuzluk fena, insan rüya görüyor yürürken, gerçeği de görüyor bunu ayırtetmeye çalışmak insanı yoruyor, iki zamanlı üç zamanlı yaşanıyor, zamansız kalınca soğuk oluyor, bu böyle. Beynimin bana acı veren bölümlerinin alınması çok insanca bir şey olur. İnsanlarla hayvanlar birbirlerine benzer. Otlar bize benzemez. Onlar hem gerekli hem ihtiyaçlarını kendiliklerinden temin edebiliyorlar. Ben denize bakarım, bakmamı algılayamam, bu böyledir. Algıladığım zaman denizin öbür tarafına gidip bakacağım. Şiir yazmak güzeldir, söylediğini anlatmazsın kendi başına manası yoktur bu yüzden manadır. Ot gibidir, ihtiyacını kendi karşılar. Denizin bir ihtiyacı olduğunu sanmıyorum, olabilir, balıkları merak etmiyorum yosunlar bazen kıyıda oluyor. Her şey halinde güzel o zaman duyduklarım yoğunlaşıyor radyoyu kapatıyorum. Trenyoluna çıkıyorum, istasyonlarda insanlar çirkin, güzel insanlar caddelerde dolaşıyor. Arabaların hakları var, trenin yok, güzel insanları görünce tren durur arabalar gelir, ben hep rüyamda raylarda, araba kullanırım, araba kullanmayı bilmediğim halde nasıl kullanıyorum, raylar araba kullanabilir. Trenyolu otlara yakındır. Bunu söyleyemem trenler ot yiyor diyebilirim bu daha doğru olur. Gülerler bana, ben gülmeleri incelemekten hoşlanırım, taklit ettiğim olur, aynısını başaramam. Artık ilaçları kullanmayacağım kimse etkilerini bilmiyormuş, öğrendim beynini ameliyatla çıkarmışlar o söyledi, kitaba da baktım doğru söylüyor. Ben kitapları severim, içinde bir şeyler yazar, kitap en iyi arkadaştır. Yosunlar daha iyidir. Kitap okurken radyo dinlemek gerekir, yosunun kendi sesi vardır. Yosunların orada bir bahçe var parasını ödeyince çay veriyorlar, bazen vermezler, duvarda bir gemi var o gemiye binilmez bu yüzden duvarda bir resim var demek daha doğru oluyor, bazı resimlere fotoğraf deniyor. Böyle olunca üzülüyorum. Duvarda bir gemi vardı denilince içine binilemeyeceği zaten anlaşılmıyor mu belki binilir. Bekleyeceğim.
Midem ağrıyor psikolojikmiş böyle söylenince iyileşeceğini sanıyorlar. Ben midemin ağrımasının kimseye zarar vermediğini anlıyorum. Herkes öyle söylüyor, intihar et. Benim de aklıma geliyor. Bu konuda kimse karar veremez. Ben ölümün ülkesine gittim orada tesadüfler var irade yok. Bu benim tarzım, böyle intiharlar gördüm. Belki başka türlüsü de oluyordur. Sürekli yaşadığımı hissediyorum şaşkınlık içerisindeyim. İnsanın aklına hep yeni şeyler geliyor hiçbir yerde duymadığı şeyler bu şaşkınlıktan kurtulduğum zaman televizyonun nasıl çalıştığını öğreneceğim. Birgün televizyonun içine girebilen insanlar olacağını söylemiştim, böyle şeyler oluyormuş, ben, girecekler ve bir daha çıkmayacaklar diyorum başka yerlere gidecekler, güzel insanlar, arabalar, havada uçacaklar. Kamyonlarla toprak getirdiler. Büyük kayalar denize bar yaptılar. Beni almıyorlar ben kayalarda oturuyorum, bakıyorum. Onlar sandallara binip uzaklaşıyorlar.
23 Eylül 1992
Sf.11
Emprovize Nasreddin Hoca Fıkraları

nasreddin hoca birgün güle maya çalıyormuş.
tam o sırada komşu gelmiş hoca demiş bu fıkrada yazım hatası var
fıkranın iptal olması lazım. birlikte ösym’ye başvurmuşlar.
***
nasreddin hoca birgün gölden maya çalıyomuş
tam o sırada komşu gelmiş
hoca da tamam koydum yerine demiş dağılmışlar.
***
komşu bir gün göle maya çalıyomuş
tam o sırada hoca gelmiş demiş senin benim yerimde gözün mü vardı pezevenk demiş sonra komşu da boş bulundum demiş saçından sakalından utanıp gitmiş.
***
nasreddin hoca bir gün gölün kenarında maya çalıyormuş.
tam o sırada komşunun kızları falan gelip bunun etrafında çember oluşturmuşlar
sonra ateş falan yakmışlar işte. baha’ya bağlamış hoca.
***
nasreddin hoca bir gün göle komşusunu çalıyormuş
tam o sırada maya gelmiş basmış bunları
demiş seni ben yoğurt olayım diye mi sevdim?
http://www.itusozluk.com/goster.php/emprovize+nasreddin+hoca+f%FDkralar%FD/!o6kara
Bir Biz Varız Çirkin, Öbürleri Hep Güzel!
Turgut Uyar’ın dizelerini ufak bir değişiklik ile – ne haddimeyse – şike soruşturmalarına alet etmek istemezdim. Yıllardır deliler gibi sevip desteklediğim takımımın da bu soruşturmaların kapsamında yer almasından aşırı derecede rahatsızım. Bu tür konularda yorum yapmaya başlarken “bir x taraftarı olarak” kalıbını kullanmayı her ne kadar sevmesem de bu sefer insanlardaki algıyı biraz olsun değiştirebilmek adına “bir Fenerbahçe taraftarı olarak” söylemini dile getirmek zorundayım.
Bu konuyu, ağzından kaçan küfrün üzerini örtmeye çalışan Turgay Şeren gibi “olur mu öyle şey ya, yok ya , olmaz böyle bir şey ya, olur mu ya” diyerek değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Gram vicdan sahibi her insan gibi ben de ortada suç işleyen biri / birileri varsa cezalandırılması taraftarıyım. Ben sadece insanların bu konuya nasıl bir yaklaşım gösterdiğiyle ilgileneceğim.
Soruşturmanın başladığı günden itibaren ortaya çıkan kutuplaşma, bizdeki zeka seviyesini, bizdeki spora bakış açısını, bizdeki taraftarlık ve insanlık anlayışını gayet güzel bir şekilde ortaya koyuyor. Daha birkaç gün önce Türkiye’deki kokuşmuş adalet sistemini, ikiyüzlülükte sınır tanımayan basını, siyasi iktidarın iz bıraktığı onlarca kurumu sert bir dille eleştirenler, şimdi çıkıp kendileriyle en iğrenç şekilde çelişiyorlar. Kendileriyle bu kadar çelişmelerinin farkındalar mı değiller mi bilmiyorum. Ama işin temeline “adalet”i değil de “Fenerbahçe düşmanlığı”nı yerleştirmeleri, kendilerinin samimiyetlerini yerle bir ettiği gibi, taraflar arasındaki düşmanlığı da körüklüyor. Halbuki biraz olsun objektif bir tavır sergilemek bu kadar zor olmasa gerek. Şimdiye kadar Aziz Yıldırım dahil hiçbir yöneticiyi körü körüne savunmadım, hiçbirinin yancılığını da yapmadım. Hatta Aziz Yıldırım’ın birçok tavrından ve tutumundan da rahatsızlık duydum. Bu, kulüp adına yapmış olduğu olumlu işleri görmezden geldiğim anlamını taşımıyor. Ben sadece hiçkimseyi sarı ve lacivert renklerinden bir adım bile üste çıkarmama gayreti içindeyim. Eğer bu renkler kadar sevdiğim kişiler varsa, onlar da endüstriyel futbol anlayışının dışında kalmayı başarabilmiş, Fenerbahçe tarihine adını altından bin kat daha değerli harflerle kazımış olan sporculardır. Neyse, konudan fazla uzaklaşmayalım.
Ben bu ülkenin adaletine, adaletini kontrol edenlerine, şeref kavramından zerre nasiplenmemiş basınına, her şeyden önce ben bu ülkenin ağzından burnundan yalakalık fışkıran insanlarına güvenmiyorum. “Şike yaptınız olm, bak patır patır dökülüyor pislikleriniz” diyen ama yıllar önce kendi takımlarının yöneticileri, futbolcularının karıştığı olayları görmezden gelen insanlarına güvenmiyorum. Ülke siyasetini yorumlarken takındığı tavırları, nedense bu olaylar yaşanırken takınmayan insanlarına güvenmiyorum. Memleketin anasını ağlatan anti demokratik hükümete yüzü kızarmadan yalakalık yapan futbol yorumcularına güvenmiyorum. Yayın yasaklarını keyiflerine göre düzenleyen birimlere, basına fotoğraf sızdıran teşkilatlara güvenmiyorum.
Sokakta birbirlerine selam vermeyecek insanların Fenerbahçe’yi elele yerle bir etme girişimlerine karşı biz ortaya İslam Çupi’yi koyuyoruz. Lefter’i, Cemil’i, Can’ı, Fikret’i, Zeki’yi koyuyoruz. Biz ortaya “KOCAMAN” yüreğimizi koyuyoruz. Biz ortaya eskitemeyeceğiniz “ÇUBUKLU” sevdamızı koyuyoruz.
Soruşturmalarınız, hukuka aykırı hareketleriniz, gözümüzü yaşartan birlik ve beraberliğiniz, çirkef söylemleriniz, (aslında hiçbir zaman var olmayacak) beyin kıvrımlarınız sizin olsun. Varsın yeryüzündeki her şey güzel, tek çirkin biz olalım. Biz amatör küme maçında takımımızı desteklerken kınalı bölgelerinizle gülün.
Elinizi vicdanınıza koyup “bu işte bir mantıksızlık var, bir şerefsizlik var” demediğiniz sürece hiçbir şey tarihe geçen çirkinliklerinizi örtmeyecek.
Şampiyonluklarınız, kupalarınız mümkün olacak ama insan olmanız asla mümkün olmayacak.
Foursquare’den Önce / Foursquare’den Sonra

- Alo? Serkancım naber?
+ İyidir be abi ne olsun senden naber?
- İyi valla ya bildiğin gibi işte, bi arayım sorayım dedim.
+ İyi ettin hacı, napıyon nası gidiyo?
- Napiyim ya takılıyorum öyle Taksim’de, hava güzel baya, dolaşayım dedim şöyle.
+ Ohh valla iyi geziyon ha!
- Eheh burası istanbul oğlum! Neyse hadi kapattım ben görüşürüz.
+ İyi bakalım hadi..
(2 dakika sonra)
- Alo? Gizemcim sen ne hayırsızsın ya..
+ Ay insan bi hal hatır sorar, daha açar açmaz…
- Ben de onu diyorum işte ne aradığın var ne sorduğun valla
+ Ya işte iş güç koşturmaca derken.. Ee napıyosun bakalım?
- Napiyim canım ya takılıyorum öyle Taksim’de de aklıma geldin bi arayayım dedim. Sen napıyosun?
+ Napiyim işte aynı..
- Sesin niye kötü geliyor hayırdır?
+ Ya Selim’le kavga ettik de sinirim bozuldu biraz..
- Hmm anladım neyse kaçtım ben o zaman dikkat et kendine.:
+ Peki hadi bay bay.
(25 saniye sonra)
- Buse?
+ Efendim?
- Bil bakalım ben nerdeyim?
+ Aaa Muğla’ya mı geldin?
- Yok be kızım ne Muğla’sı. Taksim’deyim, geziyorum öyle.
+ Vaay aşkolsun, özledim oraları da..
- Tahmin ettim o yüzden aradım zaten ehehe
+ Çok kötüsün!
- Geldiğinde haber ver görüşelim
+ Tamam iki hafta sonra ordayım zaten, haberleşiriz.
- Öptüm o zaman iyi bak kendine.
+ Ben de öptüm canım görüşürüz.
(3 dakika sonra)
- Hocam saygılar
+ Oooo saygılar hocam ne var ne yok?
- Ne olsun dostum ya özlettin kendini napıyorsun?
+ Eyvallah hoca, napalım valla arkadaşlarla oturuyoz öyle seni sormalı?
- Bildiğin gibi hocam, değişik bişey yok. Taksim’de geziniyorum öyle.
+ Vaay taksim falan, çıkmazdın sen evden kolay kolay hayırdır? Hatun mu yaptın lan yoksa?
- Ahaha nerde o günler!
+ Gerçi hatun yapsan beni aramazsın puşt..
- Hocam aşk olsun çok yanlış tanımışsın beni..
+ Takılıyoruz lan. Memlekete geldiğinde ara bak mutlaka görüşelim.
- Tamamdır hocam iyi bak kendine görüşürüz.
+ Hadi eyvallah..
(5 dakika sonra)
- Alo? Cenk naber lan?
+ Ha?
- Naber diyom lan.
+ Ya bi sktir git uyuyom ben.
- Hee iyi uyu bakalım, Taksim’deydim ben de bi araya….
+ Dıt dıt dıt dıııııt….
Foursquare’den Sonra
Arif just checked in @ Taksim Meydanı - I’m at Taksim Meydani w/52 others (http://4sq.com/k45j3A)
Send to Facebook / Twitter ?
[YES] NO
Tören Dediğin?

şimdi sırf benim takımım şampiyon oldu diye ve bu töreni mabedimde izleme şerefine eriştim diye “şöyle muazzamdı, böyle harikuleydi, nasıl soktuk ama?” diyecek değilim. hiç bu tarz bir taraftar olmayı beceremedim. bu demek olmuyor ki baştan aşağı berbattı, hiç bir güzel yanı yoktu.
tabiki orada samanyolunu söylemenin tadı başka, tabiki majestelerini alkışlamak, kocaman yürekli insanı alkışlamak tarif edilemez bir duygu.
ama;
orada sadece şampiyonluk değil şampiyonluklar kutlayan takım fenerbahçe spor kulübü. sportif anlamda son derece verimli bir sezon geçiren bir spor kulübü. ve eğer böyle bir spor kulübüne organizasyon düzenleniyorsa çok daha dikkatli, çok daha akılcı davranmak zorundalar. havai fişekler eyvallah, ışık gösterileri muazzam, lafım yok. ama benim futbolcularımı sahaya neden acun ılıcalı ve beyazıt öztürk çağırıyor arkadaş? sırf ünlüler ve fenerbahçeliler diye onlara nasıl bu mikrofon veriliyor? ulan benim yiğitlerim çıkacak sahaya, bugünü beklemişler, köpek gibi ter akıtmışlar. biz bugünü beklemişiz ellerimiz karıncalanıncaya dek alkışlayalım diye. adam almış eline mikrofonu, ne bir forma numarası söylemek var, ne ses tonunda bir heyecan var. ne idüğü belirsiz bir telaffuz ile oyuncu isimlerini söyleyecek de o kalabalık onu hemen o an anlayacak da devamını getirecek. hasiktir be?! benim stadımın anonsçusu nerede arkadaş? de souza diye bağırdığında benim tüylerimin diplerinin anasını ağlatan ses nerede?
-belözoğluuuu?
+ emreeee!
- kardeşiiiim?
+ oo müdür ne yaptın yea!
- eyvallah karşim sen naaptın, tebrikler.
acun ılıcalı çok afedersin ama eşşeğin siki be birader. düğün salonunda damat mı anons ediyorsun?
bu kadar güzel işler yapılmış, bu kadar emek harcanmış, bu kadar paralar harcanmış, son dakikada sıçmasaydınız be içine?
bunların yanında değinmek istediğim bir de şunlar var, kısa kısa geçeyim.
öncelikle bilica gibi iğrenç, çirkef ve moron bir adamı – ki adam demeye dilim varmıyor – alkışlamadığınız için teşekkürler. volkan demirel; kalecilik konusunda başarılısın, eyvallah. şahsen beni rahatsız eden hareketlerin var, tasvip etmiyorum ama hadi onlara da eyvallah, yediğin hatalı gollere hepten eyvallah hiç sorun değil ama o mikrofonu eline alıp liseli gibi davranmana ne gerek vardı? rakip takım taraftarlarına tamam biz de sallıyoruz arkadaş arasında, onlar bize sallıyor, bunlar olağan şeyler, ölçüsü kaçırılmadığı sürece tat katan şeyler ama sen bir futbolcu olarak “sahaya giren cimbomlu olsun” dersen, ben orada dur derim arkadaş. senin lafını günlük hayata taşıyacak sürüyle ergen zihniyetli insan var orada. çok mutlusun, dolup taşıyorsun ama bir izin verin de adamlığınıza hayran kalalım be?
gözünüzün önünde “kocaman” bir adam var. ben olsam o adam nasıl uyuyor diye bile izlerim, öyle bir adam olmaya çalışmak yerine provakasyon yapmanın alemi ne? sevgili fenerbahçe taraftarı, neden kupa elimizdeyken başka takımın adı yükseliyor o stadyumda?
biri çıksın bana bunu açıklasın arkadaş. şampiyonluk gecemde neden ağzımdan kartal çıkıyor, neden ağzımdan trabzon çıkıyor? yaptıklarına cevap vermek istiyorsak aha orada işte kupa. kendi coşkumuzu yaşamaktan bu kadar mı aciziz?
sevgili gfb topluluğu, neden hala “arkanda bağıran bunca kardeşin aşık sana sefa reis” sesleri yükseliyor. hani bizim içimdeki islam çupi sevdamız? hani bizim tek varolan gerçeğin, tek büyük aşkın fenerbahçe olduğu düşüncemiz?
aynı takıma gönül vermiş olsak da bu düşüncelere katılmayabilirsiniz, hasiktir lan göt stada falan gelmesin senin gibiler diyebilirsiniz. sayın sövün ama şurada bir anlaşalım;
bu gece çok daha görkemli, çok daha coşkulu, çok daha güzel organize edilmiş bir gece olabilirdi. sunumundan taraftarına kadar. fenerbahçe spor kulübü, organizasyon kararı 3 saat önce çıksa bile bunu başarabilecek kadar güçlü bir kulüptür. sadece kafa yapımızı ve vicdanımızı o yöne doğrultmamız yeterli.
18. şampiyonluğu da köküne kadar hakeden ve bu uğurda ter akıtan adamların gönüllerine sağlık. başımızdan kocaman gururumuz eksik olmasın.
ek: ziynet sali’ye falan hiç girmiyorum. girmiyorum derken, öyle değil.
İnternetini Karartma! Destek Kulakçığı
Burak Dönertaş‘a teşekkür etmekten başka aklıma bir şey gelmiyor. Harika bir şey yapmış, ben de blogun sağ üst köşesine yerleştirdim. Umarım daha çok kişi görür, daha çok kişi kullanır. Ayrıntılar için;







Saçma Sapan Konuşma