arşiv

yazar arşivi

Bizde Niye Yok Diyor

Cumartesi, 07 May 2011 o6kara Gormezden Gelinmis

Mevzubahisler: En Genel Serbest Vuruş Etiket Fiyatlari: ,

Saçınızın Bi’ İncecik Telini Bile…

Çarşamba, 20 Nis 2011 o6kara Gormezden Gelinmis

Aşağıdaki görsel ile video arasındaki farkı Allah’a havale ediniz.


Mevzubahisler: En Genel Serbest Vuruş Etiket Fiyatlari:

Genel Müdürün Kalçasını Kazara Avuçlamak

Cumartesi, 16 Nis 2011 o6kara Gormezden Gelinmis

rutin toplantılardan birisindeydik. ve ben her zaman olduğu gibi konuşulanlara odaklanamıyordum..

-arkadaşlar, bu hafta grup bilincimizi geliştirmek adına sıkça kullanılmış olan bir yönteme başvurmayı düşünüyorum…

“ihsan bey, ömrümü yediniz. her hafta toplantı mı olur ? öte yandan ses tonunun beni sinir ettiğini söylemeyi isterdim. hep bağırarak konuşuyorsun. genel müdür olmuşsun ya, bağıracaksın artık. iş tanımında böyle yazıyor zaten , değil mi? yine kendine iğrenç bir kravat seçmişsin. iyi bir giyim zevki olan genel müdüre rastlamış değilim zaten. eleştirilmedikleri için standartları oluşmuyor. hangi kravatı taksalar çok yakıştığı söyleniyor. ben de böyle söylüyorum. geçen gün giydiği puantiyeli kravata methiyeler dizmiştim mesela. bu sabah da iğrenç kol düğmelerini gördüğümde onlara bayıldığımı anlatmıştım.”

-empati duygumuzu geliştirmek ve işe olan bağlılığımızı arttırmak adına bir günlüğüne…

“şimdi de pazarlama müdürü hayri beyle göz göze geldim. gerizekalı…gülümseyerek bakıyor. ne var lan tırt! ne baktın ? dur ben de gülümseyeyim de başıma bir iş gelmesin. ne de olsa üstümdür.”

-astların ve üstlerin birbirlerini daha iyi tanıyabilmeleri için böyle bir…

“esra hanımla duraklarımız yakın. yaşlarımız da aynı sayılır. ikimiz de genç ve güzeliz. iyi de anlaşıyoruz. her mesai bitiminde biz yürürken peşimize takılmanın ne manası var bu durumda? belki kızı akşam yemeğine davet edeceğim. belki aramızda hoş bir birliktelik olacak. niçin gençlerin arasına giriyorsun? departman müdürü olmasan o kız esprilerine gülecek mi zannediyorsun? geçen gün işyerinin önünde volta atarken gördüm seni. bizim gelmemizi bekliyordun belli ki. zaman geçirmek için bir yukarı bir aşağı yürüyordun. koca adamsın lan! yakışıyor mu hiç? ”

-dikey görev değişimi uygulanacaktır. kemal bey? beni dinliyor musunuz?

“hasktir!”

-tabi ki efendim… dikey görev değişimine gideceğiz.
-biraz dalgın gibiydiniz de özellikle uyarmayı istedim. biliyorsunuz ki çok kritik bir pozisyonda görev alacaksınız.
-görevlerimin farkındayım efendim. teşekkür ederim.
-peki…toplantı bitmiştir arkadaşlar. dağılabilirsiniz. yarın herkesin çok dikkatli olmasını istiyorum. iyi çalışmalar…

tarih sözlüsüne kaldırılmış lise talebesi gibi terlemiştim . ama son anda da olsa toparlamayı başarmıştım. kısa bir özet almak adına yan masada oturmakta olan arkadaşıma dirseğimle sertçe dürttüm:

-neymiş bu dikey görev değişimi?
-duymadın mı ? genel müdür oldun.
-genel müdür mü?
-evet. çok şanslı birisin sen.
-….
-yarından itibaren bir üst kattaki ofiste olacaksın.
-aha aha…topsun olm!
-dur lan! herkesin içinde şöyle hareketler yapma. hem genel müdür oluyorsun. artık hareketlerine çeki düzen vermen gerekiyor. toparlan biraz.
-aha aha aha…

genel müdür olmuştum. zaten beklediğim bir şeydi ama bu kadar da çabuk gerçekleşeceğini bilmiyordum. o gün zaman su gibi aktı. neşeyle evrakları doldurdum. öğle yemeğine salsa yaparak çıktım. kahvemi almaya giderken çaça yaptım. saat dört gibi de işlerimi bitirdim ve genel müdürün kapısının önünde dolanmaya başladım. kapısındaki aralıktan baktığımda göz göze geldik birkaç kez. ama gerilmedim. bir gün sonra gerilen değil geren olacaktım . bu yüzden hiç gerilmedim.

sonraki günün sabahında yataktan zıplayarak kalktığımı hatırlırlıyorum. aceleyle yapılan bir kahvaltıdan sonra hemen yola çıktım. hayatımda ilk ve muhtemelen de son kez olmak üzere işe zıplayarak gidiyordum. sabahın altısında puslu bir havada sekmek suretiyle ilerliyordum. beni tanımayan biri hisseli harikalar kumpanyasında çalıştığım izlenimine kapılabilirdi . o kadar şen , o kadar neşeli idim.

şirket binasına gelene kadar gülümsemeyi bir anlığına dahi olsa kesmedim. ama oraya ulaştığımda durdum ve suratımı asmak için çaba gösterdim. kaşlarımı çattığımdan emin olduktan sonra da kapıdan geçtim.

bağırıp çağırarak ilerlemeye başladım.

kahve makinasının önünde konuşmakta olan ofis çalışanlarının yanına yaklaştım ve kol saatimin camına işaret parmağımla sertçe vurdum: “hanımlar, saatim mi ileride yoksa siz mi geridesiniz? derhal işinizin başına dönmenizi istiyorum!”

suratların tamamının asıldığından emin olduktan sonra yürümeye devam ettim. masasında oturmakta olan lale hanımın yanından yürümeye başladım. beni görünce sırıtmaya başladı.

-günaydın müdür bey!
-günaydın lale hanım. gülümsemenizi müşterilere saklamanızı tavsiye ederim. bilirsiniz ki ciddiyetsizlikten hiç hoşlanmam.
-peki kemal bey.

asansörü beklediğim anda ardımda iki çalışan belirdi. ikisi de yakın arkadaşımdı. somurtarak yüzlerine baktım. günaydın derlerken başımı isteksiz bir şekilde yukarı ve aşağı salladım. kendi aralarında şakalaştıklarını duyduğumda boğazımı gürültülü bir şekilde temizledim. susmadıklarını fark ettiğimdeyse araya girdim.

-hakan bey, dünkü satış raporlarını saat 8:00 e kadar masamda istiyorum.
-getiririm bir ara. tamam.

verdiği cevaptan sonra dönüp tersçe baktım.

-bir ara istemiyorum. 8:00′ i bir geçe getirirseniz kendinizi muhasebe kapısında beklerken bulursunuz. bunu bilmenizi isterim.

asansör gelir gelmez hızla içeri girdim. hemen katımın düğmesine bastım ve kapı yüzlerine kapanırken şaşkınca bakmalarını keyifle izledim.

asansör katları çıkarken “tüm götler müdür olur derler, bir gün müdür olacağımı biliyordum” dedim ve başımı geriye atarak gülmeye başladım.

ofisime girdiğimde kapımı sertçe kapattım ve çalışmaya başladım. bir saat sonra kapım çalındı ve pazarlama müdürü hayri bey içeri yavaşça girdi. vakit kaybetmeden kendisini azarlamaya başladım.

-bugünkü satışlardan hiç memnun değilim hayri bey!
-…
-az önce çalışanlarınızın çok disiplinsiz olduklarını fark ettim. gereğini yapmazsanız gereken yapılacaktır. bunu bilmenizi isterim. satışlarınız da az hem.
-kemal bey biliyorsunuz ki bugün görev değişikliğine gidildi. pazarlama müdürü değilim ben.
-ha ha…eski genel müdür bana yapacak hiçbir iş bırakmamış demek ki!
-kemal bey ben depodayım. stoklama ile ilgili bir şikayetiniz varsa dinlemeye hazırım.
-hayır, yok. gidebilirsiniz.
-efendim, bir malumatım vardı.
-şu anda çok meşgulüm hayri bey. sonra geliniz.
-anlıyorum.
-giderken de esra hanımın yanına uğrar ve kahve alarak odama gelmesini söylerseniz sevinirim.
-esra hanımın pozisyonundaki biri için garip olmaz mı efendim? kendisi pazarlama müdürü oldu.
-öyle mi?ha ha…gerçekten de bana yapacak hiçbir iş bırakmamışlar. peki…çekilebilirsin.

kağıtlara göz atma işine devam ettim. uzunca bir süre gelen giden olmayınca da canımın sıkıldığımı hissettim ve dışarı çıktım.

bağırarak koridorda ilerlemeye başladım: “nedim bey, işinizin başına dönün lütfen! nilgün hanım, size konuşmanız için para vermiyorum! o muhasebe defterleri kendi kendilerine dolmuyorlar zeynep hanım! ”

yakın arkadaşım tahsin’i yerleri paspaslarken gördüğüm ana kadar bağırmaya devam ettim.

temizlik işçisi olmuştu. oflayarak yerleri siliyordu. kalbimin burkulduğunu hissettim. yanına yaklaşarak elini omzuna koydum: “üzülme tahsinciğim.”

-üzülmüyorum zaten.
-olan olmuş bir kere.
-önemli değil gerçekten. hep o genel müdür bozuntusunun yüzünden. herkese güzel güzel işleri verirken bana bunu layık gördü. bir günlüğüne yapacak da olsam gücüme gidiyor. neymiş? empatiymiş.
-sen bugünlük idare et. yarın bir şeyler düşünürüm ben.
-zaten bir günlük olacak kemal.
-kemal bey…
-kemal bey, bir günlük olacak zaten.
-neden bahsettiğini anlayamadım. şimdi işim var. gidiyorum. beni meşgul etme.
-tamam.
-bak, oraları iyi temizle. kahve dökülmüş, gördün mü? iyice sil…

ilerlemeye devam ettim. fotokopi odasına uğrayıp muhsin’i görmeyi istiyordum. koca şirkette gerçekten samimi olduğum tek insandı . can sıkıntımı bir tek o alabilirdi.

odasına girdiğimde fotokopi cihazının ayarlarıyla uğraştığını gördüm. iyice eğilmişti. parmak uçlarımda yürüyerek sessizce yaklaştım ve samimiyetimi göstermek adına kalçasını yoklamaya başladım: “muhsin, topsun oğlum!”

dönen muhsin değildi. zaten kalçası da muhsin’inki gibi değildi. daha yumuşak ve daha iriydi… bu eski genel müdür ihsan beyden başkası değildi.

azarlanırken kafamı sakince bir yukarı bir aşağı salladım. sakinleştikten sonra elimi adamın omzuna koydum ve şöyle söyledim: “ihsan bey, ben bir hata yapmış olabilirim ama şu anda genel müdürle konuşmakta olduğunuzu size nazikçe hatırlatmayı isterim.”

-kalçamı nasıl ellersin be adam!
-ses tonunuza dikkat etmenizi tavsiye ederim.
-karım ve çocuklarım var. bugüne kadar böylesi bir terbiyesizlikle hiç karşılaşmamıştım. ben saygın bir iş adamıyım.
-saygın bir iş adamıydım demek istedin galiba…neyse ihsancığım. bir yanlış anlaşılma oldu. muhsin sandım ondan elledim. samimiyet olsun diye. yoksa niye yapayım? hangi aklı başında insan senin kalçanı avuçlar ki? söylesene…
-yarın seni odamda istiyorum kemal .
-önlü arkalı çekerim diyorsan gelirim. a3 kağıdın var mı?
-neden bahsediyorsun aptal adam!
-asıl sen neden bahsediyorsun? koskoca genel müdüre nasıl aptal dersin?

ikimiz de bağırarak konuşuyorduk. tartışmanın iyice alevlendiği bir anda kapı açıldı. gürültünün nedenini merak eden esra hanım kapıdan bakmaya başladı. onun varlığını fark eden ihsan bey boynunu çevirdi ve buz gibi bir ses tonuyla konuştu: “esra hanım, şu gerizekalıya pozisyon değişikliklerinin bir güne mahsus olduğunu anlatır mısınız lütfen?”

————-

Nebiros / İtüsözlük


Mevzubahisler: Sözlükler Alemi Etiket Fiyatlari: ,

Mavrothalassa

Salı, 12 Nis 2011 o6kara Gormezden Gelinmis

Bir yerden sonra kemençe bağımlılık yapıyor. Bunun için Karadenizli olmaya gerek yok, yaylalarda koşturmaya gerek yok. Çok uzak, alakasız yerlerde büyümüş olsak bile adamı böyle esir edebiliyor kemençe, bu da onun gücü olsa gerek. Selim Bölükbaşı ve Cemal Berber sevdirdi ilk önce, sonra aldı başını gitti. Şimdi Apolas Lermi ve Ekin Uzunlar. Bir müzik, bir tını, bir ses daha ne kadar temiz olabilir?

Mevzubahisler: Müzikhane Etiket Fiyatlari: , ,

Merhaba Tanışabilir miyiz?

Pazartesi, 28 Mar 2011 o6kara Gormezden Gelinmis

Her ne kadar yakın çevremdekilerle aynı görüşe erişemesek de ben hala kendisinin sevimli, sempatik ve mis gibi bir güzelliğe sahip olduğunu düşünüyorum. Kendisi için İskoç dağlarının eteklerinde uçan güvercin olabilirim. Neticede this is the life.

oh the wind whistles down
the cold dark street tonight
and the people they were dancing
to the music vibe

and the boys chase the girls, with curls in their hair
while the shocked too many sit way over there
and the songs get louder each one better than before

and you singing the song thinking this is the life
and you wake up in the morning and your head feels twice the size
where you gonna go, where you gonna go, where you gonna sleep tonight?
and you singing the song thinking this is the life
and you wake up in the morning and your head feels twice the sizxe
where you gonna go, where you gonna go, where you gonna sleep tonight?
where you gonna sleep tonight

so you’re heading down the road in your taxi for 4
and you’re waiting outside jimmy’s front door
but nobody’s in and nobody’s home till 4
so you’re sitting there with nothing to do
talking about robert ragger and his 1 leg crew
and where you gonna go, where you gonna sleep tonight?

and you singing the song thinking this is the life
and you wake up in the morning and your head feels twice the size
oh where you gonna go, where you gonna go, where you gonna sleep tonight?
and you singing the song thinking this is the life
and you wake up in the morning and your head feels twice the size
where you gonna go, where you gonna go, where you gonna sleep tonight?
where you gonna sleep tonight

and you singing the song thinking this is the life
and you wake up in the morning and your head feels twice the size
oh where you gonna go, where you gonna go, where you gonna sleep tonight?
and you singing the song thinking this is the life
and you wake up in the morning and your head feels twice the size
where you gonna go, where you gonna go, where you gonna sleep tonight?

where you gonna sleep tonight?

Mevzubahisler: Müzikhane Etiket Fiyatlari: ,

Olamaz mı? Olabilir!

Cuma, 25 Mar 2011 o6kara Gormezden Gelinmis


Bugün burada zerre kadar önemi olmayan bir iş için toplanmış bulunuyoruz. Hep birlikte bir takım sosyal medya incelemeleri yapıp vakti zamanında bağrımıza bastığımız karakterleri bu dünyaya entegre etmemiz sonucunda varacağımız bildirimsel bulguların gölgesinde ‘ne idik ne olduk’a bir cevap arayacağız ama sonunda elimize hiçbir şey geçmeyecek. Can sıkıntılarına karşıyım.

- Pamuk Prenses, cüce ve 6 diğer kişi ile arkadaş oldu.

- Rapunzel “International Hair Design” etkinliğine katılacak.

- Gargamel just checked in @iğrenç sefil mavi yaratıklar.

- Sylvester is now following you on Twitter. ( Tweety’ye gelen mail )

- Garfield is the mayor of evin en güzel yeri.

- Safinaz ilişki durumunu “karmakarışık” olarak değiştirdi.

- Elmer Fudd just checked in @Av Mevsimi.

-Les Daltons has subscribed to your Friendfeed. ( Red Kit’in hesabı )

- Fred Çakmaktaş seni Bowling uygulamasına davet etti. ( Barney’in facebook hesabı )

- Yosemite Sam hobilerine Bugs Bunny’yi ekledi.

- Coyote is now following you on Twitter. ( Road Runner’a gelen mail )

Mevzubahisler: Not Defterdarlığı Etiket Fiyatlari: ,

cCc Boz Baykuşlar cCc

Salı, 22 Mar 2011 o6kara Gormezden Gelinmis
Mevzubahisler: Bunları Bilmen Lazım Etiket Fiyatlari: ,

Bir Gün Bir Şiir Okumuştuk Bana

Pazar, 20 Mar 2011 o6kara Gormezden Gelinmis

Şu an benim gözümde yaşayan en “tüyük bürk şairi”. Bağrımızın en orta yerinde kocaman bir “ah”. “Gidiyorum Bu” adlı kitabına taptığım. Kendisiyle aynı zaman dilimi içerisinde yaşıyor olduğum için kendimi şanslı hissettiğim. Çok yüce bir varlık. Yıllar öncesinde Şizofrengi’de yayınlanan bir yazısını paylaşmak istiyorum. Tarif edilemeyecek, anlatılamayacak bir yazı.

Beni koyup gittiğin o günü hatırlıyorsundur, ne çok ağlamıştım. Çocuktum. Koruyordun beni, korkmuyordum. Hayallenip durduğum her şeyi sunmuştun bize. Açıp da acık da solmakı beceremeğen fesleğenler gibiydik(onlar öğle mi acabağa?). Bir oraya bir buraya seviniyorduk bizi olmayı başaramayan şehirde, soğuktu kent. Bizi sen ısı. Günümüz de gündü hani, gecemiz biz. Arayıp da ulamadığımız; bi revdi. Hazırlıksızdım ben lakin kolların vardı göğüsgeren; kuş. Yağmurdan kaçınak ne kadar tuhaftı bizi aldatıp dururken çise çise çis. Eğlenmiş miydik sahi, bilemiyorum şimdi şimdi. Ama sevdiğimiz keskindi. Evel zaman ne kadar nuş!

Seni seviyorum, anlıyor musun?

Birgün bir şiir okumuştuk bana. Kara heceden heceden. Sonra tutup Yakub’un kurbağalarını sevmiştik. Söyleyemediğim şeyler düşünüyordum, yoruluyorduk. Biz çocuklar gibi endik şehirde, şehir bize inan yaşar tavıranıyordu. Umurumuzda mıydı, ha? Kim bizi ne kadar bizden ederdi? Kuşatılmış olmak bizimize koşulsuz kavuşmamızı engelleyemiyordu (cart). Hiç acımadıydık kendimize. Ne var ne yok yaşayıp tükendiydik. O gün bugün her şey hağtıramda durar! Bu kaç kapılı bir ar?

Seni seviyorum, ağlıyor musun?

sevmenin her türlüsünü bulduk, buluşturduk. Bir araya getirdik. Kendimize kattık. Sana Arabi’nin “aşk teorisi”ni ağlatmıştım birgün. İkincisini daha bir senmiştin. Durup durup anlamalarını da kendine mal ediyordun. Mülkiyet hoş birdi. Beni mülkmüştün. Gene mülksene.

Seni seviyorum, anlıyor musun.

bugün, akşam, burda, yağanın ıslağıyla üşürken, düşündüm de; kız kardeşimin dediği gibi “-Evet sen çok eskiden Goethe’mdin benim, karımdın belki de”.  Ama şimdi artık “yalandı tüm bunlar” diyorum. Bir kuş, bana nazire – keşke bize olaydı – alıp başını gidiyor uzaklara. Vardığı uzaklardan. Boşuna mı sevmedik varsa. Düşünsene.

Seni seviyorum, anlıyor musun?

Hala, ne vakit sana dair bir şey onsa; büyüyor büyüyor yüreğim:

ELİF’İN KAĞNISININ ÖKÜZÜNÜN GÖZÜ GİBİ SENİ SEVİYORUM, ANLIYOR MİBİ?

Gibi bir şey yazan siyah sahih bir şairin,

PRE-DOGMA son şiiridir:

BU DUYGU BANA ÇOK ÇOK BANA BELİĞ REDDİN AKLA UYMADAN GÖÇ BANA BELİ.

Allah cezağnızı versin!

03.02.01

Ah Muhsin.

Mevzubahisler: Not Defterdarlığı Etiket Fiyatlari:

Kuru Pasta Sensörlü Düğün Teyzeleri

Perşembe, 17 Mar 2011 o6kara Gormezden Gelinmis

onlar ki düğün teyzeleri kabilesinin türbanlı ekip (35-65 yaş) sınıfına mensupturlar. 35-55 yaş arasını stayjer dönemi olarak değerlendirecek olursak, 55 yaş sınırına ulaşmış olanlarında sensör etkisini göstermeye başlar. iç güveysinden hallice buruşmuş teyzeler de bu sensörün hakkını fazlasıyla verir, gencecik düğün bireylerinin korkulu rüyası olurlar.

k.p.s düğün teyzeleri (oks anneleri ile uzaktan akrabadırlar), olay mahalline davetiyede belirtilenden yarım saat önce kamp kurarlar. o an itibariyle tek uğraşları, “düğün davetlilerinin sosyoekonomik durumları” üzerine makale hazırlamaktır. fakat yaşlı olduklarından cümleleri toparlayamazlar ve 10 dakika içinde her şeyi unuturlar. sonra da gözlerine düğün ortamını neşeye boğacak olan, “çiftin arkadaşlarını piste davet etmek”le yükümlü müzisyen vatandaşı kestirirler. org düzeneği incelenir, ses denemeleri itinayla dinlenir. akabinde de kendileri için uyuklama dönemi başlar.

işbu uyuklama dönemi, gelin ve damadın salona gelmesiyle beş dakikalığına bölünür. şüphesiz ki alkışlamak onların asli görevlerinden biridir. genç çift sahnede dans ederken (ki arka fonda ‘dünyaya bir daha gelsem sevgilim, arar bulurum yine seni severim’ söylenmektedir), mevzubahis teyzemiz gelinliği inceler, kendi beyin sınırları içerisinde ‘şurası şöyle olsaymış daha iyi olurmuş’ minvalinde fikirler beyan eder. ve daha sonra uyuklama dönemi kaldığı yerden devam eder. ta ki salon görevlisi elinde tepsiyle kuru pastaları getirinceye dek…

—buraya kadar default olarak tanımlanmış düğün teyzelerinden bir farkları yoktur—

işte tam bu anda sensörler olağan güçleriyle çalışmaya başlarlar. önce burun devreye sokulur. teyzemiz koklama vasıtası ile kuru pastanın nereden geldiğini çözmeye çalışır. şimdiye kadar tek görevi posta gazetesinin bulmacalarındaki ufacık yazıları okumak olan o masumane gözleri devreye girer ve sahne ışıklarıyla donatılmış karmaşık ortamın içinde garson seçili hale getirilir. başka hiçbir hareketli/hareketsiz nesne değerlendirmeye alınmaz. sade ve sadece garsonun hareketleri izlenir, kuru pasta dağıtımına hangi masadan başlandığı not alınır ve hangi rota üzerinden hedefe ulaşılacağı hesaplanır. tahmini 20-30 dakika içinde kuru pasta masaya gelir. işte o an teyze gençleşir, güzelleşir. gürbüz lâkin atik bir insan olur çıkar. saniyede dört ısırık darbesiyle kuru pasta şölenine başlar. ondan mutlusu yoktur.

büyük zafer elde edilmiş, düğünün misyonu yerine getirilmiştir. içinde pek de meyve olmayan meyve suyu ile birlikte kuru pastalar mideye indirilir. masada ne kadar çok çocuk olursa olsun, en büyük pay sahibi bu teyzenindir. şüphesiz ki o, kuru pastayı en çok arzulayan ve en çok hakedendir.

sensör kendini devre dışı bırakır. teyze düğün uykusuna devam eder. zira bünye artık yorulmuştur. eve varıldığında not defteri açılır, “düğün salonları ve kuru pasta lezzetleri” başlıklı bir sıralama yapılır. elde edilen veriler ışığında yapılan bilimsel karşılaştırmalar hiçbir işe yaramaz. ne olursa olsun, tatlı ya da tuzlu, leziz ya da leş, bir sonraki düğünde masaya konacak olan kuru pasta tüketilecektir. yeryüzünde eşi benzeri olmayan bir afiyetle.. takma dişlerle.

Mevzubahisler: En Genel Serbest Vuruş Etiket Fiyatlari: ,

Q7 ile Çetesi vs Alex de Souza

Pazartesi, 21 Şub 2011 o6kara 1 adet karalanmislik

Berşan sağolsun, bayatlamakta olan “Bir Alex Değil” mevzusunu güzel bir şekilde tekrar canlandırmış. Bu sefer baya anlamlı oldu sanırım.

http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=22223953

Mevzubahisler: Bahçedeki Fener Etiket Fiyatlari: ,

Alex Reyiz!

Pazar, 20 Şub 2011 o6kara Gormezden Gelinmis


Şu Alex konusunda bi’ anlaşalım, lütfen…

Mevzubahisler: Bahçedeki Fener Etiket Fiyatlari:

Temaşa Verir Huşu, Sanki Bir Tavus Kuşu

Pazar, 13 Şub 2011 o6kara Gormezden Gelinmis

Mevzubahisler: Müzikhane Etiket Fiyatlari: