arşiv
Ajda Pekkan
Her şeye Değersin
Emprovize Nasreddin Hoca Fıkraları

nasreddin hoca birgün güle maya çalıyormuş.
tam o sırada komşu gelmiş hoca demiş bu fıkrada yazım hatası var
fıkranın iptal olması lazım. birlikte ösym’ye başvurmuşlar.
***
nasreddin hoca birgün gölden maya çalıyomuş
tam o sırada komşu gelmiş
hoca da tamam koydum yerine demiş dağılmışlar.
***
komşu bir gün göle maya çalıyomuş
tam o sırada hoca gelmiş demiş senin benim yerimde gözün mü vardı pezevenk demiş sonra komşu da boş bulundum demiş saçından sakalından utanıp gitmiş.
***
nasreddin hoca bir gün gölün kenarında maya çalıyormuş.
tam o sırada komşunun kızları falan gelip bunun etrafında çember oluşturmuşlar
sonra ateş falan yakmışlar işte. baha’ya bağlamış hoca.
***
nasreddin hoca bir gün göle komşusunu çalıyormuş
tam o sırada maya gelmiş basmış bunları
demiş seni ben yoğurt olayım diye mi sevdim?
http://www.itusozluk.com/goster.php/emprovize+nasreddin+hoca+f%FDkralar%FD/!o6kara
Foursquare’den Önce / Foursquare’den Sonra

- Alo? Serkancım naber?
+ İyidir be abi ne olsun senden naber?
- İyi valla ya bildiğin gibi işte, bi arayım sorayım dedim.
+ İyi ettin hacı, napıyon nası gidiyo?
- Napiyim ya takılıyorum öyle Taksim’de, hava güzel baya, dolaşayım dedim şöyle.
+ Ohh valla iyi geziyon ha!
- Eheh burası istanbul oğlum! Neyse hadi kapattım ben görüşürüz.
+ İyi bakalım hadi..
(2 dakika sonra)
- Alo? Gizemcim sen ne hayırsızsın ya..
+ Ay insan bi hal hatır sorar, daha açar açmaz…
- Ben de onu diyorum işte ne aradığın var ne sorduğun valla
+ Ya işte iş güç koşturmaca derken.. Ee napıyosun bakalım?
- Napiyim canım ya takılıyorum öyle Taksim’de de aklıma geldin bi arayayım dedim. Sen napıyosun?
+ Napiyim işte aynı..
- Sesin niye kötü geliyor hayırdır?
+ Ya Selim’le kavga ettik de sinirim bozuldu biraz..
- Hmm anladım neyse kaçtım ben o zaman dikkat et kendine.:
+ Peki hadi bay bay.
(25 saniye sonra)
- Buse?
+ Efendim?
- Bil bakalım ben nerdeyim?
+ Aaa Muğla’ya mı geldin?
- Yok be kızım ne Muğla’sı. Taksim’deyim, geziyorum öyle.
+ Vaay aşkolsun, özledim oraları da..
- Tahmin ettim o yüzden aradım zaten ehehe
+ Çok kötüsün!
- Geldiğinde haber ver görüşelim
+ Tamam iki hafta sonra ordayım zaten, haberleşiriz.
- Öptüm o zaman iyi bak kendine.
+ Ben de öptüm canım görüşürüz.
(3 dakika sonra)
- Hocam saygılar
+ Oooo saygılar hocam ne var ne yok?
- Ne olsun dostum ya özlettin kendini napıyorsun?
+ Eyvallah hoca, napalım valla arkadaşlarla oturuyoz öyle seni sormalı?
- Bildiğin gibi hocam, değişik bişey yok. Taksim’de geziniyorum öyle.
+ Vaay taksim falan, çıkmazdın sen evden kolay kolay hayırdır? Hatun mu yaptın lan yoksa?
- Ahaha nerde o günler!
+ Gerçi hatun yapsan beni aramazsın puşt..
- Hocam aşk olsun çok yanlış tanımışsın beni..
+ Takılıyoruz lan. Memlekete geldiğinde ara bak mutlaka görüşelim.
- Tamamdır hocam iyi bak kendine görüşürüz.
+ Hadi eyvallah..
(5 dakika sonra)
- Alo? Cenk naber lan?
+ Ha?
- Naber diyom lan.
+ Ya bi sktir git uyuyom ben.
- Hee iyi uyu bakalım, Taksim’deydim ben de bi araya….
+ Dıt dıt dıt dıııııt….
Foursquare’den Sonra
Arif just checked in @ Taksim Meydanı - I’m at Taksim Meydani w/52 others (http://4sq.com/k45j3A)
Send to Facebook / Twitter ?
[YES] NO
Saçınızın Bi’ İncecik Telini Bile…
Aşağıdaki görsel ile video arasındaki farkı Allah’a havale ediniz.

Kuru Pasta Sensörlü Düğün Teyzeleri
onlar ki düğün teyzeleri kabilesinin türbanlı ekip (35-65 yaş) sınıfına mensupturlar. 35-55 yaş arasını stayjer dönemi olarak değerlendirecek olursak, 55 yaş sınırına ulaşmış olanlarında sensör etkisini göstermeye başlar. iç güveysinden hallice buruşmuş teyzeler de bu sensörün hakkını fazlasıyla verir, gencecik düğün bireylerinin korkulu rüyası olurlar.
k.p.s düğün teyzeleri (oks anneleri ile uzaktan akrabadırlar), olay mahalline davetiyede belirtilenden yarım saat önce kamp kurarlar. o an itibariyle tek uğraşları, “düğün davetlilerinin sosyoekonomik durumları” üzerine makale hazırlamaktır. fakat yaşlı olduklarından cümleleri toparlayamazlar ve 10 dakika içinde her şeyi unuturlar. sonra da gözlerine düğün ortamını neşeye boğacak olan, “çiftin arkadaşlarını piste davet etmek”le yükümlü müzisyen vatandaşı kestirirler. org düzeneği incelenir, ses denemeleri itinayla dinlenir. akabinde de kendileri için uyuklama dönemi başlar.
işbu uyuklama dönemi, gelin ve damadın salona gelmesiyle beş dakikalığına bölünür. şüphesiz ki alkışlamak onların asli görevlerinden biridir. genç çift sahnede dans ederken (ki arka fonda ‘dünyaya bir daha gelsem sevgilim, arar bulurum yine seni severim’ söylenmektedir), mevzubahis teyzemiz gelinliği inceler, kendi beyin sınırları içerisinde ‘şurası şöyle olsaymış daha iyi olurmuş’ minvalinde fikirler beyan eder. ve daha sonra uyuklama dönemi kaldığı yerden devam eder. ta ki salon görevlisi elinde tepsiyle kuru pastaları getirinceye dek…
—buraya kadar default olarak tanımlanmış düğün teyzelerinden bir farkları yoktur—
işte tam bu anda sensörler olağan güçleriyle çalışmaya başlarlar. önce burun devreye sokulur. teyzemiz koklama vasıtası ile kuru pastanın nereden geldiğini çözmeye çalışır. şimdiye kadar tek görevi posta gazetesinin bulmacalarındaki ufacık yazıları okumak olan o masumane gözleri devreye girer ve sahne ışıklarıyla donatılmış karmaşık ortamın içinde garson seçili hale getirilir. başka hiçbir hareketli/hareketsiz nesne değerlendirmeye alınmaz. sade ve sadece garsonun hareketleri izlenir, kuru pasta dağıtımına hangi masadan başlandığı not alınır ve hangi rota üzerinden hedefe ulaşılacağı hesaplanır. tahmini 20-30 dakika içinde kuru pasta masaya gelir. işte o an teyze gençleşir, güzelleşir. gürbüz lâkin atik bir insan olur çıkar. saniyede dört ısırık darbesiyle kuru pasta şölenine başlar. ondan mutlusu yoktur.
büyük zafer elde edilmiş, düğünün misyonu yerine getirilmiştir. içinde pek de meyve olmayan meyve suyu ile birlikte kuru pastalar mideye indirilir. masada ne kadar çok çocuk olursa olsun, en büyük pay sahibi bu teyzenindir. şüphesiz ki o, kuru pastayı en çok arzulayan ve en çok hakedendir.
sensör kendini devre dışı bırakır. teyze düğün uykusuna devam eder. zira bünye artık yorulmuştur. eve varıldığında not defteri açılır, “düğün salonları ve kuru pasta lezzetleri” başlıklı bir sıralama yapılır. elde edilen veriler ışığında yapılan bilimsel karşılaştırmalar hiçbir işe yaramaz. ne olursa olsun, tatlı ya da tuzlu, leziz ya da leş, bir sonraki düğünde masaya konacak olan kuru pasta tüketilecektir. yeryüzünde eşi benzeri olmayan bir afiyetle.. takma dişlerle.
Yiğit Kiriş’i İzin Gününde Yakaladık (Röportaj)

Mert Ünal:
hoşgeldin
Yigit Kiris:
hoşbuldum
Mert Ünal:
ilk önce şunu sormak istiyorum
neden t.s.k ?
Yigit Kiris:
zaten uzun süredir takip ettiğim ve içinde olmak istediğim bir oluşumdur
teklif gelince hiç düşünmeden kabul ettim
hala 3 ay 20 günlük kontratım devam ediyor
tabi başkanın ve tugay komutanının transferimde yaptıklarının etkisi büyük
beni çok istediler
ben de büyük hedefleri olan bir ekibe gelmekte bir beis görmedim
Mert Ünal:
Peki basında British Army’den de ciddi teklifler geldiği söyleniyor. Bunlar doğru mu?
Yigit Kiris:
neticede hepimiz profesyoneliz
ailemizi düşünerek hareket ediyoruz
pkk dışında her takımda oynarım
Mert Ünal:
Takım arkadaşlarınızla bir uyum sorunu oldu mu? Bir çatışma sırasında Rıfat ile tartıştığınız söyleniyor?
Yigit Kiris:
bunlar her çatışmada yaşanan şeyler
büyütülmemesi gerekiyor
önemli olan takımın kazanması
ilk zamanlarda uyum sorunu oldu elbette ama zamanla ve komutanların sert tavırları sayesinde bunu da atlattım
Mert Ünal:
Şu an tam olarak mevkin nedir ?
Yigit Kiris:
piyade asteğmen olarak atandım
ama komutanım nerde görev verirse orda görev yaparım
Mert Ünal:
Orduda sana bir “kurtarıcı” gözüyle bakıldığını düşünüyor musun?
Yigit Kiris:
zannetmiyorum
çünkü benden tecrübeli abilerim var zaten
ben daha çok görev adamı gibiyim
joker diyelim (gülüyor)
Mert Ünal:
Son olarak şunu soralım, bu sene Altın Şarjör ödülünü kim kazanır?
Yigit Kiris:
bu sene rambo kazanır diye tahmin ediyorum
Mert Ünal:
Vakit ayırdığın için teşekkür ederim.
Bir Şeyler
24 Temmuz 2010;
Kişisel bir blogum olduğunu hatırladım. Buraları biraz canlandırmak gerek.
Bye.
Tombaladan 99 sayısı kalkıyor mu?

Yılbaşı eğlencelerinin değişilmez aktivitesi olan tombalada yüzyıllardır çözülemeyen “66 mı 99 mu?” sorununa kökten bir çözüm getirileceği konuşuluyor.
Yılbaşını evde geçirenlerin hüznünü dışavurur tombala… Kah çinkolarla sevinir , kah çıkan numarayı kaçırdığımız için hayıflanırız. Böyle güzel anılar bıraktığı kadar vahşet dolu olaylara da gebe olan oyun , geçen sene 2 can almıştı.
Hatırlayacağınız gibi geçen yılbaşı oynanan korsan tombala oyununda çıkan sayının 66 ve 99 olduğunu iddia eden 2 kayınço önce tartışmaya başlamışlar sonrasında da birbirlerini bıçaklayarak hayatlarını kaybetmişlerdi. (Korsan tombalada sayıların altında çizgi bulunmuyor.) Bu yılbaşında bu tarz olayların yaşanmaması için harekete geçen Türkiye Tombalacılar ve Birinci Çinkocular Konfederasyonu önlemler almaya başladı.
Basın toplantısı düzenleyerek halkı korsan tombala almama konusunda uyaran Başkan Zekai Tunca , sorunun çözümünün 99 sayısının kaldırılmasından geçtiğini savundu. “Aslında altında çizgi olunca ayırması kolay oluyor fakat korsan tombalalarda altı çizgisiz sayılar mevcut. 99′u kaldırıp onun yerine 0(sıfır) koyulsa sorun ortadan kalkar ” dedi ve ekledi ” Aile arasındaki oyunlarda özellikle yaşlıların çıkmış sayıların yerine yemiş ve meyve kabuğu koyması oyunun ruhuna aykırıdır.”
Önümüzdeki günlerde önlem paketini genişletmeyi düşündüklerini söyleyen Tunca toplantıyı “yetmiş üüüç” diyerek sonlandırdı.









Saçma Sapan Konuşma