- Bir insan yılbaşını kutlamak için neden Kayseri’ye gider?
- …
- Gidecek başka yeri yoktur da ondan…
Vizontele’yi severim. Kayseri ile de kişisel bir problemim yok, yanlış anlaşılma olmasın. Demek istediğim şu, imkânım olsaydı 550 kilometrelik seyahat kotamı başka bir şehirde alkol tüketmek için kullanırdım. Fakat aralık ayının son çeyreğinde tek istikamet orasıydı. En iyi arkadaşlarım Erciyes’in eteklerine bakıp otuz bir çekerken onları yalnız bırakamazdım.
Süha’nın özel terminalinden beni almak için Mustafa gelmişti. Klasik hoş geldin beş gittin muhabbetinden sonra Anayurt’a doğru yola çıktık. Yılbaşı için üç öğrenci ne planlarsa onları konuştuk yol boyunca. İçimizde “lan aslında hatun da gelse fena olmazdı hani” düşüncesi vardı şüphesiz ama bu düşük bir ihtimal bile değildi. Gece boyunca evde yankılanacak tek dişi sesi televizyondaki şarkıcılardan gelecekti. Bu acımasız gerçeği derinlerimize gömmekten başka bir çaremiz yoktu.
Eve doğru giden karanlık yolda güneş gibi parlayan tekel bayisini görür görmez adımlarımızı hızlandırdık. Birkaç paket sigara, yeni rakı, votka ve biralar. Yanlarına karışık kuruyemiş, rus salatası ve cips. Asansör ile 12. kata çıktık Kapıyı açan Ayhan uykulu gözlerini biraz daha açıp “anahtarınız yok mu amına koyim” diye serzenişte bulunduktan sonra hoş geldin kardeşim dedi. “Hoş buldum” dedim. Birkaç saat sonra başımıza geleceklerin hiç de hoş olmayacağını bilemezdim.
Mutfağa geçip elimizdeki poşetleri yerleştirdik. Bir yandan da ayaküstü sohbete daldık. Mustafa tüm ileri görüşlülüğü ile mikrofonu eline aldı.
“ Beyler hatırlatın da içmeye başlamadan önce evin kapısını kitleyelim. Güzel kafayla evden falan çıkarız. Şu dağın arkası Sivas. Dışarısı da kar kıyamet. Ya Sivas’tan çıkarız yarın, ya da kurtlara yem oluruz.”
Sofrayı kurup içmeye başladığımızda saatlerimiz 22.00’ı gösteriyordu. Müzikler, geyik muhabbetleri, kadeh sesleri. Ulan erken mi başladık yoksa içmeye? Yok be, tam 12’de kafalar uçmuş olacaktı işte. Ama alkole hesapladığımızdan biraz erken teslim olduk. Geri sayım başladığında altımızda boxer üzerimizde atletlerle kendimizi balkonda bulduk.
“10, 9, 8, 7, 6, 5, 4, 3, 2, 1 lay lay laaaay lay lay laaaaay lay la.. Lan! Mustafa napıyon olm? Bardağı niye fırlattın aşağı lan? Ahahaha. İki yudum daha vardı dibinde !”
Hava o kadar da soğuk değildi. Ya da biz öyle sanıyorduk. Bağıra çağıra odaya geldik. Önümüze iki metre genişliğinde bir çizgi çizseler, yine de o çizginin dışına çıkmadan yürüyemezdik. Zaten odanın genişliği de aşağı yukarı o kadardı. Odaya neden bu kadar hızlı giriş yaptığımızı hatırlamıyorum. Önümüzdeki masaya kimin çarptığını da… Cipsler artık yerdeydi. İçi leblebi dolu bir tabak da halıfleks ile öpüşüyordu. Ayhan votka dolu bardağını eline alıp köşedeki tekli koltuğa oturdu zar zor. Mustafa ise yere çömelmiş, bir yandan leblebileri topluyor, karambolde bazılarını mideye indiriyordu. Ben mi? Telefonun kamerasını açmışım, olan biteni kaydediyorum bilinçsizce. İki gün sonra telefonu kurcalarken anladım bunu.
Artık tamamen kontrolden çıkmıştık. Masanın üstündeki bardağıma votka şişesinin dibindeki iki damlayı damlattım ama içecek halde değildim. Ayhan’a dönüp “ya hacı bir yudum bir şey var, şunu sek götürüver de bitsin” dedim. Bardağı yarısına kadar doldurduğumun farkında bile değildim. Ayhan bu yarım votkalık bardağın dibini gördükten sonra odada yankılanan ses, televizyondaki Bülent Ersoy’un o gür sesini bastırdı.
“Anasınıskiyim yandım laaaaaan !”
Ayhan arkasındaki tekli koltuğa çöküp kusmaya başladı. Hemen karşısında yarı baygın halde içkisini yudumlayan Mustafa tüm ağırbaşlılığı ile “oraya kusma amına koyim yaa..üff..kim temizleyecek onu?” dedi. Daha fazla midem bulanmasın diye odadan çıkıp evin kapısına yöneldim. Maalesef.
Mustafa’nın mutfakta söylediği unutulmuştu. Kapıyı kilitlemeyi unutmuştuk. Kapı koluna elimi attığım an apartmandan bir ses duydum. Kapının gözünü kendi gözümle zar zor denkleştirip kapının önüne baktım. Gecenin bir vakti yaşlı bir teyze? 1.50 boylarında, koyu renkte bir pardösü giymiş. Hafiften kambur bir şekilde duruyor kapıda. Ulan iyi de bu saatte 12. katta yaşlı bir teyzenin ne işi var? Emin olmak için Mustafa’yı çağırdım. Sağa sola çarparak kapıya geldi ve beni doğruladı. Bir kez daha baktım kapının gözünden. Sonra o baktı. Sonra ben yine baktım. Kapıyı açmadık göt korkusuna. Karşı komşu evinin kapısını açmıştı ve teyze de o daireye giriyordu. İyi de ne alaka? Ne film dönüyor lan burada?
“Siktir et yaaa” diyip odaya geri döndük. Ayhan bilinçsizce hareketler yapıyordu, anlayamadık. Mustafa da son kadehine yenik düşüp banyoya doğru koşmaya başladı. Patırtı kütürtü seslerinden işkillenip Mustafa’nın yanına gittim. Lavaboya eğilirken kafasına çarpmış, aynanın önündeki rafı parçalamıştı. Odaya doğru gelirken koridorda halının üzerinde bir cisim dikkatimizi çekti. Ayhan. Mavi donuyla sızmış yere. Mustafa ile odayı toparlayıp yatakları hazırladık. Ayhan hala yerdeydi. Onu kaldırıp odasına neden götürmediğimizi hiç bilmiyorum.
Sabah Mustafa’nın yatağında uyandım. Mustafa Ayhan’ın odasındaki çekyatta uyandı. Ayhan da kendi odasındaki yer yatağında pijamaları ile uyandı. Hâlbuki üzeri çıplak altında da bir donla sızmıştı yere. Odasına nasıl geldiğini, nasıl giyindiğini, yer yatağını nasıl hazırladığını zerre kadar hatırlamadığını söyledi. Kahvaltıyı hazırlamaya başladık. Mustafa “ hacı peyniri odada unuttuk herhalde getiriversene” dedi. Getirip masaya koydum. Neyi? Kül tablasını. Mustafa’nın o an ki kahkahası hala kulaklarımda yankılanır. Hala ayılmamıştık. Kayseri’nin ayazında mutfak balkonunun kapısı dibine kadar açık, biz şort ve tişörtlerle oturuyoruz. Kapı çaldı. Kapıcı ekmek getirmişti. Karşı komşunun da kapıcıdan ekmek aldığını gördük. Mustafa ile benim aklıma sadece tek şey geldi. “Yaşlı teyze”.
- Abi günaydın. Ya bir şey sorcam da sana.
- Buyur hocam.
- Ya dün gece biz biraz fazla içtik de. Gece 2 sularında kapının önünde bi yaşlı teyze gördük. Böyle kısa boylu bir şey.
- Yaşlı teyzenin ne işi var burada birader?
- Abi onu diyecem ben de. Sen kapıyı açtın teyzeye, teyze de sizin eve girdi. Gözümüzle gördük işte. Arkadaş şahit.
- Beyler taşak mı geçiyonuz? Sktiğimin Anayurt’unda gece 2’de bir yaşlı teyze bu apartmana girecek, 12 kat çıkacak, benim kapımı çalacak, ben de onu içeriye alacam? Ahaha. Ben 1 gibi uyudum birader.
- Ama abi teyze? Kapıyı açtın? Alla alla noluyor ya!
- Yemin ederim olmadı öyle bir şey. Hadi hayırlı günler hocam…Çok içmeyin bu kadar.
- Sağol abi…
Kahvaltı masasına bir fırtına öncesi sessizliği hakimdi. Ayhan olandan bitenden habersiz, manasız gözlerle bize bakıyor, biz Mustafa ile olayı anlamlandırmaya çalışıyorduk. Gözümüzle gördüğümüz şey inkâr ediliyordu. Koskoca bir “hassiktir” çekip kahkaha attık.
Mustafa ile ben aynı anda aynı hayali nasıl gördük, hala anlayabilmiş değiliz. Hadi ben sarhoştum, olmayan bir şey gördüm. Görmesem kapıyı açıp gidecektim. Hadi Mustafa da sarhoştu. O da olmayan bir şeyi gördü. Ama olmayan bir şeyi ikimiz de aynı şekilde nasıl anlatabiliyorduk? Kambur bir teyze miydi? Evet. Üzerinde koyu bir giysi vardı? Evet. Karşı daireye girdi? Vallahi girdi.
Vallahi girdin be teyze. Ama iyi ki de gördüm seni. Tanışamadık ama olsun. Beni türlü belalardan kurtardın. Görüşmemek üzere.
Hoşça kal…
Saçma Sapan Konuşma