arşiv

‘Not Defterdarlığı’ kategorisi için arşiv

“Sürekli yaşadığımı hissediyorum şaşkınlık içerisindeyim”

Salı, 23 Ağu 2011 o6kara Gormezden Gelinmis

Yaşamak istiyorum, bu istek benim gururumu kırıyor, ağzımı kirlenmiş, incir yemiş gibi hissediyorum kendimi, kendi kendine gülmek nedenli oluyor, nedensiz gülmek güzel olur. Otları tanımıyorum, lezzetli olanlarını bilsem onları toplayabilirim, toplamak kolay. Ama oraya kadar yürümek zor. İnsan geri dönmek istiyor. Uykusuzluk fena, insan rüya görüyor yürürken, gerçeği de görüyor bunu ayırtetmeye çalışmak insanı yoruyor, iki zamanlı üç zamanlı yaşanıyor, zamansız kalınca soğuk oluyor, bu böyle. Beynimin bana acı veren bölümlerinin alınması çok insanca bir şey olur. İnsanlarla hayvanlar birbirlerine benzer. Otlar bize benzemez. Onlar hem gerekli hem ihtiyaçlarını kendiliklerinden temin edebiliyorlar. Ben denize bakarım, bakmamı algılayamam, bu böyledir. Algıladığım zaman denizin öbür tarafına gidip bakacağım. Şiir yazmak güzeldir, söylediğini anlatmazsın kendi başına manası yoktur bu yüzden manadır. Ot gibidir, ihtiyacını kendi karşılar. Denizin bir ihtiyacı olduğunu sanmıyorum, olabilir, balıkları merak etmiyorum yosunlar bazen kıyıda oluyor. Her şey halinde güzel o zaman duyduklarım yoğunlaşıyor radyoyu kapatıyorum. Trenyoluna çıkıyorum, istasyonlarda insanlar çirkin, güzel insanlar caddelerde dolaşıyor. Arabaların hakları var, trenin yok, güzel insanları görünce tren durur arabalar gelir, ben hep rüyamda raylarda, araba kullanırım, araba kullanmayı bilmediğim halde nasıl kullanıyorum, raylar araba kullanabilir. Trenyolu otlara yakındır. Bunu söyleyemem trenler ot yiyor diyebilirim bu daha doğru olur. Gülerler bana, ben gülmeleri incelemekten hoşlanırım, taklit ettiğim olur, aynısını başaramam. Artık ilaçları kullanmayacağım kimse etkilerini bilmiyormuş, öğrendim beynini ameliyatla çıkarmışlar o söyledi, kitaba da baktım doğru söylüyor. Ben kitapları severim, içinde bir şeyler yazar, kitap en iyi arkadaştır. Yosunlar daha iyidir. Kitap okurken radyo dinlemek gerekir, yosunun kendi sesi vardır. Yosunların orada bir bahçe var parasını ödeyince çay veriyorlar, bazen vermezler, duvarda bir gemi var o gemiye binilmez bu yüzden duvarda bir resim var demek daha doğru oluyor, bazı resimlere fotoğraf deniyor. Böyle olunca üzülüyorum. Duvarda bir gemi vardı denilince içine binilemeyeceği zaten anlaşılmıyor mu belki binilir. Bekleyeceğim.

Midem ağrıyor psikolojikmiş böyle söylenince iyileşeceğini sanıyorlar. Ben midemin ağrımasının kimseye zarar vermediğini anlıyorum. Herkes öyle söylüyor, intihar et. Benim de aklıma geliyor. Bu konuda kimse karar veremez. Ben ölümün ülkesine gittim orada tesadüfler var irade yok. Bu benim tarzım, böyle intiharlar gördüm. Belki başka türlüsü de oluyordur. Sürekli yaşadığımı hissediyorum şaşkınlık içerisindeyim. İnsanın aklına hep yeni şeyler geliyor hiçbir yerde duymadığı şeyler bu şaşkınlıktan kurtulduğum zaman televizyonun nasıl çalıştığını öğreneceğim. Birgün televizyonun içine girebilen insanlar olacağını söylemiştim, böyle şeyler oluyormuş, ben, girecekler ve bir daha çıkmayacaklar diyorum başka yerlere gidecekler, güzel insanlar, arabalar, havada uçacaklar. Kamyonlarla toprak getirdiler. Büyük kayalar denize bar yaptılar. Beni almıyorlar ben kayalarda oturuyorum, bakıyorum. Onlar sandallara binip uzaklaşıyorlar.

23 Eylül 1992

Sf.11

Mevzubahisler: Not Defterdarlığı Etiket Fiyatlari:

Olamaz mı? Olabilir!

Cuma, 25 Mar 2011 o6kara Gormezden Gelinmis


Bugün burada zerre kadar önemi olmayan bir iş için toplanmış bulunuyoruz. Hep birlikte bir takım sosyal medya incelemeleri yapıp vakti zamanında bağrımıza bastığımız karakterleri bu dünyaya entegre etmemiz sonucunda varacağımız bildirimsel bulguların gölgesinde ‘ne idik ne olduk’a bir cevap arayacağız ama sonunda elimize hiçbir şey geçmeyecek. Can sıkıntılarına karşıyım.

- Pamuk Prenses, cüce ve 6 diğer kişi ile arkadaş oldu.

- Rapunzel “International Hair Design” etkinliğine katılacak.

- Gargamel just checked in @iğrenç sefil mavi yaratıklar.

- Sylvester is now following you on Twitter. ( Tweety’ye gelen mail )

- Garfield is the mayor of evin en güzel yeri.

- Safinaz ilişki durumunu “karmakarışık” olarak değiştirdi.

- Elmer Fudd just checked in @Av Mevsimi.

-Les Daltons has subscribed to your Friendfeed. ( Red Kit’in hesabı )

- Fred Çakmaktaş seni Bowling uygulamasına davet etti. ( Barney’in facebook hesabı )

- Yosemite Sam hobilerine Bugs Bunny’yi ekledi.

- Coyote is now following you on Twitter. ( Road Runner’a gelen mail )

Mevzubahisler: Not Defterdarlığı Etiket Fiyatlari: ,

Bir Gün Bir Şiir Okumuştuk Bana

Pazar, 20 Mar 2011 o6kara Gormezden Gelinmis

Şu an benim gözümde yaşayan en “tüyük bürk şairi”. Bağrımızın en orta yerinde kocaman bir “ah”. “Gidiyorum Bu” adlı kitabına taptığım. Kendisiyle aynı zaman dilimi içerisinde yaşıyor olduğum için kendimi şanslı hissettiğim. Çok yüce bir varlık. Yıllar öncesinde Şizofrengi’de yayınlanan bir yazısını paylaşmak istiyorum. Tarif edilemeyecek, anlatılamayacak bir yazı.

Beni koyup gittiğin o günü hatırlıyorsundur, ne çok ağlamıştım. Çocuktum. Koruyordun beni, korkmuyordum. Hayallenip durduğum her şeyi sunmuştun bize. Açıp da acık da solmakı beceremeğen fesleğenler gibiydik(onlar öğle mi acabağa?). Bir oraya bir buraya seviniyorduk bizi olmayı başaramayan şehirde, soğuktu kent. Bizi sen ısı. Günümüz de gündü hani, gecemiz biz. Arayıp da ulamadığımız; bi revdi. Hazırlıksızdım ben lakin kolların vardı göğüsgeren; kuş. Yağmurdan kaçınak ne kadar tuhaftı bizi aldatıp dururken çise çise çis. Eğlenmiş miydik sahi, bilemiyorum şimdi şimdi. Ama sevdiğimiz keskindi. Evel zaman ne kadar nuş!

Seni seviyorum, anlıyor musun?

Birgün bir şiir okumuştuk bana. Kara heceden heceden. Sonra tutup Yakub’un kurbağalarını sevmiştik. Söyleyemediğim şeyler düşünüyordum, yoruluyorduk. Biz çocuklar gibi endik şehirde, şehir bize inan yaşar tavıranıyordu. Umurumuzda mıydı, ha? Kim bizi ne kadar bizden ederdi? Kuşatılmış olmak bizimize koşulsuz kavuşmamızı engelleyemiyordu (cart). Hiç acımadıydık kendimize. Ne var ne yok yaşayıp tükendiydik. O gün bugün her şey hağtıramda durar! Bu kaç kapılı bir ar?

Seni seviyorum, ağlıyor musun?

sevmenin her türlüsünü bulduk, buluşturduk. Bir araya getirdik. Kendimize kattık. Sana Arabi’nin “aşk teorisi”ni ağlatmıştım birgün. İkincisini daha bir senmiştin. Durup durup anlamalarını da kendine mal ediyordun. Mülkiyet hoş birdi. Beni mülkmüştün. Gene mülksene.

Seni seviyorum, anlıyor musun.

bugün, akşam, burda, yağanın ıslağıyla üşürken, düşündüm de; kız kardeşimin dediği gibi “-Evet sen çok eskiden Goethe’mdin benim, karımdın belki de”.  Ama şimdi artık “yalandı tüm bunlar” diyorum. Bir kuş, bana nazire – keşke bize olaydı – alıp başını gidiyor uzaklara. Vardığı uzaklardan. Boşuna mı sevmedik varsa. Düşünsene.

Seni seviyorum, anlıyor musun?

Hala, ne vakit sana dair bir şey onsa; büyüyor büyüyor yüreğim:

ELİF’İN KAĞNISININ ÖKÜZÜNÜN GÖZÜ GİBİ SENİ SEVİYORUM, ANLIYOR MİBİ?

Gibi bir şey yazan siyah sahih bir şairin,

PRE-DOGMA son şiiridir:

BU DUYGU BANA ÇOK ÇOK BANA BELİĞ REDDİN AKLA UYMADAN GÖÇ BANA BELİ.

Allah cezağnızı versin!

03.02.01

Ah Muhsin.

Mevzubahisler: Not Defterdarlığı Etiket Fiyatlari:

Mutfaktaki İnanılmaz Mantık Hatası

Pazar, 13 Şub 2011 o6kara Gormezden Gelinmis

Tek başına yaşayan sevimsiz bir insanım ve şimdiye kadar eve gelen tekil misafir sayısı 9 kişi. Oysa mutfak dolapları ve çekmecelerinde yapmış olduğum son gereç sayımının sonuçları evde adeta düzenli aralıklarla parti veriyormuşum etkisi yaratıyor. Halbuki öyle bir dünya yok. Öyle bir dünya yok ama mutfakta;

-22 tabak
-14 çatal
-16 kaşık
-32 bardak

var. İnsanlık var mı?. Yok. Meme var mı. Yok. 0.7 ucu olan var mı?

İyi geceler.

Mevzubahisler: Not Defterdarlığı Etiket Fiyatlari:

Edimsel Fizyoloji Ve Ayak Parmaklarım

Cuma, 11 Şub 2011 o6kara 1 adet karalanmislik


Öncelikle merhaba,

Bu yazımda insan fizyolojisine edimsel açılardan yaklaşıp varılan sonuçların ayak parmaklarıyla olan içgüdümsel ilişkilerini inceleyeceğimi düşünenler gerçekten büyük bir yanılgı içindeler. Kendilerini bu konuda uyarmak istedim. Çünkü son zamanlarda gerek bu konuyla gerek başka konularla ilgili hiçkimseden bir tane bile mail almadığım için büyük bir endişe içindeyim. Ayrıca bulgur pilavı da çok güzel olmuştu. Keşke yanında cacık da olsaydı derken sözlerime burada bir son vermek için duşa giriyorum çünkü duşakabin sistemi içinde ayak parmaklarımın üzerinde yükselirsem iddaa kuponum tutacakmış gibi moralleniyorum. Arif Susam da duş alırken durdur bu nikahı nikah memuru diye bağırmış mıdır acaba? Ben bağıracağım birazdan. Ayak parmaklarımın üzerinde.

Öncelikle hoşçakalın.

Bedirhan Karakurluk vs. Mert Ünal

Salı, 23 Kas 2010 o6kara Gormezden Gelinmis

Bedirhan Karakurluk:

I like the word potential and I see that in people around me. I also sometimes see that it is spent in vain, which is sometimes voluntarily and sometimes compulsory.  As Brando says his famous lines in On the Waterfront, “I could have been a contender, I could have been somebody”, it makes me feel that something is bitter in this world. Trying to be “somebody” or to be a “contender” has always been a pain in me. Everyone has dreams, but it is very sad that not everyone could reach them. Even if you work hard, even if you try to catch up, it does not work sometimes and I feel that every time I succeed I stole somebody’s happiness.

———–

Mert Ünal:

I like the girl potential and i don’t see that in people around me. I’m worrying about this situation and i’m asking rhetorical questions to myself. As Nejat Alp says in his masterpiece My Friend, ” You are not guilty my friend, i can see it in your eyes”. İlk önce adamın içinde olacak arkadaş, neyse. I beg to disagree with anyone says that everybody has dreams. In such a mortal world everyone has nipples, nothing else matters.

Mevzubahisler: Not Defterdarlığı Etiket Fiyatlari:

M.Ş.Ş

Pazar, 21 Kas 2010 o6kara Gormezden Gelinmis

“Düşümden bir ur gibi geçtin, aklımdan bir sır gibi geçtin / Yalnızım, çünkü razıyım.”

Mevzubahisler: Not Defterdarlığı Etiket Fiyatlari: ,

Şizofrenik Diyaloglar (Gimme Haşa)

Cumartesi, 18 Eyl 2010 o6kara 2 adet zirva


o6kara:
piç?
Yiğit Kiriş:
canım?
o6kara:
Seni severim, bilirsin.
Yiğit Kiriş:
Kafan mı güzel?
o6kara:
Kafam kocaman.
Yiğit Kiriş:
Aykut?
o6kara:
Feviz?
Lan oğlum yapmayın bak..
Fevifeviz ne lan?
Çetin Feviz
Peki ya fevifevize ne demeli?
İyice yoldan çıktım.
Beni Türk budistlere emanet ediniz.
Yiğit Kiriş:
Ne içtiysen artık..
o6kara:
tekel 2001 uzun
allah korusun
Allah Korusu
Fethi Paşa Korusu gibi lan
Yiğit Kiriş:
aman hocam
dövme de
o6kara:
Gimme haşa !

Mevzubahisler: Not Defterdarlığı Etiket Fiyatlari: ,

İhlas Suresi’ni Okuyan Kuş

Cumartesi, 26 Ara 2009 o6kara 1 adet karalanmislik

Uzun zamandır şöyle bir malzeme çıksa da bloga yazsam diye bakıyordum. İlahi bir mucize olacak ki karşıma bu kuş çıktı. Kendisine şükranlarımı sunuyorum. Sayesinde Allah’ın varlığı kesin olarak kanıtlanmış oldu. Kirden, lekeden, şüpheden eser yok. Ohh iyi oldu kâfirlere. Yaşasın kuş.

Önce spoiler, sonra link;

–spoiler–
kuş, sadakallahülazim derken kendinden geçiyor. sıkı tutunun.
–spoiler–

http://www.facebook.com/video/video.php?v=1269356688739&ref=nf

Komedi 1: Ya eyyuhellezine amenu’nun Paylaştığı Videolar (asdjkhdaskjldhakjd)

Komedi 2: KUŞ BEYİNLİ LAFI ARTIK KUŞA HAKARET SAYILIR. KUŞKADAR BEYNİ OLMAYANLAR VARKEN.. TÜM LİSTEMİZİ DAVET EDELİM HAYRIMIZI ORTAK ALALIM İNŞEALLAH. (sakin ol rocky. amin.)

Komedi 3:

Enise Seveceğim

aman allahm çok duygulandım kuş kadar aklımız yok

Sal, 20:40

Komedi 4:

Arzdan Semaya Yakarış Yakarış

rabim sen nelere kadirsin kuş kuş ken okuyor bizm müslümanlar ise okumayı bırak birbirleri ile oğraşıyor rabbim hidayet versin beş parmak tek yumruktur bizlerde tek yumruk olmalıyız.

Komedi 5:


Ömer Faruk Islam

kuş.kadar.ollamayan.bizler.halimiz.nice.olacak.acaba

21 Aralık, 21:08

——–
Valla hacı ben de bilmiyorum haliniz ne olacak. sure okuyan kuş, namaz kılan kedi, ezan okuyan su samuru falan derken kayışları kopardınız.

Mevzubahisler: Not Defterdarlığı Etiket Fiyatlari:

Kayseri’de Yılbaşı Eğlencesi ve Olmayan Teyzeler

Pazar, 22 Kas 2009 o6kara 25 adet zirva

-         Bir insan yılbaşını kutlamak için neden Kayseri’ye gider?

-         …

-         Gidecek başka yeri yoktur da ondan…

Vizontele’yi severim. Kayseri ile de kişisel bir problemim yok, yanlış anlaşılma olmasın. Demek istediğim şu, imkânım olsaydı 550 kilometrelik seyahat kotamı başka bir şehirde alkol tüketmek için kullanırdım. Fakat aralık ayının son çeyreğinde tek istikamet orasıydı. En iyi arkadaşlarım Erciyes’in eteklerine bakıp otuz bir çekerken onları yalnız bırakamazdım.

Süha’nın özel terminalinden beni almak için Mustafa gelmişti. Klasik hoş geldin beş gittin muhabbetinden sonra Anayurt’a doğru yola çıktık. Yılbaşı için üç öğrenci ne planlarsa onları konuştuk yol boyunca. İçimizde “lan aslında hatun da gelse fena olmazdı hani” düşüncesi vardı şüphesiz ama bu düşük bir ihtimal bile değildi. Gece boyunca evde yankılanacak tek dişi sesi televizyondaki şarkıcılardan gelecekti. Bu acımasız gerçeği derinlerimize gömmekten başka bir çaremiz yoktu.

Eve doğru giden karanlık yolda güneş gibi parlayan tekel bayisini görür görmez adımlarımızı hızlandırdık. Birkaç paket sigara, yeni rakı, votka ve biralar. Yanlarına karışık kuruyemiş, rus salatası ve cips. Asansör ile 12. kata çıktık Kapıyı açan Ayhan uykulu gözlerini biraz daha açıp “anahtarınız yok mu amına koyim” diye serzenişte bulunduktan sonra hoş geldin kardeşim dedi. “Hoş buldum” dedim. Birkaç saat sonra başımıza geleceklerin hiç de hoş olmayacağını bilemezdim.

Mutfağa geçip elimizdeki poşetleri yerleştirdik. Bir yandan da ayaküstü sohbete daldık. Mustafa tüm ileri görüşlülüğü ile mikrofonu eline aldı.

“ Beyler hatırlatın da içmeye başlamadan önce evin kapısını kitleyelim. Güzel kafayla evden falan çıkarız. Şu dağın arkası Sivas. Dışarısı da kar kıyamet. Ya Sivas’tan çıkarız yarın, ya da kurtlara yem oluruz.”

Sofrayı kurup içmeye başladığımızda saatlerimiz 22.00’ı gösteriyordu. Müzikler, geyik muhabbetleri, kadeh sesleri. Ulan erken mi başladık yoksa içmeye? Yok be, tam 12’de kafalar uçmuş olacaktı işte. Ama alkole hesapladığımızdan biraz erken teslim olduk. Geri sayım başladığında altımızda boxer üzerimizde atletlerle kendimizi balkonda bulduk.

“10, 9, 8, 7, 6, 5, 4, 3, 2, 1 lay lay laaaay lay lay laaaaay lay la.. Lan! Mustafa napıyon olm? Bardağı niye fırlattın aşağı lan? Ahahaha. İki yudum daha vardı dibinde !”

Hava o kadar da soğuk değildi. Ya da biz öyle sanıyorduk. Bağıra çağıra odaya geldik. Önümüze iki metre genişliğinde bir çizgi çizseler, yine de o çizginin dışına çıkmadan yürüyemezdik. Zaten odanın genişliği de aşağı yukarı o kadardı. Odaya neden bu kadar hızlı giriş yaptığımızı hatırlamıyorum. Önümüzdeki masaya kimin çarptığını da… Cipsler artık yerdeydi. İçi leblebi dolu bir tabak da halıfleks ile öpüşüyordu. Ayhan votka dolu bardağını eline alıp köşedeki tekli koltuğa oturdu zar zor. Mustafa ise yere çömelmiş, bir yandan leblebileri topluyor, karambolde bazılarını mideye indiriyordu. Ben mi? Telefonun kamerasını açmışım, olan biteni kaydediyorum bilinçsizce. İki gün sonra telefonu kurcalarken anladım bunu.

Artık tamamen kontrolden çıkmıştık. Masanın üstündeki bardağıma votka şişesinin dibindeki iki damlayı damlattım ama içecek halde değildim. Ayhan’a dönüp “ya hacı bir yudum bir şey var, şunu sek götürüver de bitsin” dedim. Bardağı yarısına kadar doldurduğumun farkında bile değildim. Ayhan bu yarım votkalık bardağın dibini gördükten sonra odada yankılanan ses, televizyondaki Bülent Ersoy’un o gür sesini bastırdı.

“Anasınıskiyim yandım laaaaaan !”

Ayhan arkasındaki tekli koltuğa çöküp kusmaya başladı. Hemen karşısında yarı baygın halde içkisini yudumlayan Mustafa tüm ağırbaşlılığı ile “oraya kusma amına koyim yaa..üff..kim temizleyecek onu?” dedi. Daha fazla midem bulanmasın diye odadan çıkıp evin kapısına yöneldim. Maalesef.

Mustafa’nın mutfakta söylediği unutulmuştu. Kapıyı kilitlemeyi unutmuştuk. Kapı koluna elimi attığım an apartmandan bir ses duydum. Kapının gözünü kendi gözümle zar zor denkleştirip kapının önüne baktım. Gecenin bir vakti yaşlı bir teyze? 1.50 boylarında, koyu renkte bir pardösü giymiş. Hafiften kambur bir şekilde duruyor kapıda. Ulan iyi de bu saatte 12. katta yaşlı bir teyzenin ne işi var? Emin olmak için Mustafa’yı çağırdım. Sağa sola çarparak kapıya geldi ve beni doğruladı. Bir kez daha baktım kapının gözünden. Sonra o baktı. Sonra ben yine baktım. Kapıyı açmadık göt korkusuna. Karşı komşu evinin kapısını açmıştı ve teyze de o daireye giriyordu. İyi de ne alaka? Ne film dönüyor lan burada?

“Siktir et yaaa” diyip odaya geri döndük. Ayhan bilinçsizce hareketler yapıyordu, anlayamadık. Mustafa da son kadehine yenik düşüp banyoya doğru koşmaya başladı. Patırtı kütürtü seslerinden işkillenip Mustafa’nın yanına gittim. Lavaboya eğilirken kafasına çarpmış, aynanın önündeki rafı parçalamıştı. Odaya doğru gelirken koridorda halının üzerinde bir cisim dikkatimizi çekti. Ayhan. Mavi donuyla sızmış yere. Mustafa ile odayı toparlayıp yatakları hazırladık. Ayhan hala yerdeydi. Onu kaldırıp odasına neden götürmediğimizi hiç bilmiyorum.

Sabah Mustafa’nın yatağında uyandım. Mustafa Ayhan’ın odasındaki çekyatta uyandı. Ayhan da kendi odasındaki yer yatağında pijamaları ile uyandı. Hâlbuki üzeri çıplak altında da bir donla sızmıştı yere. Odasına nasıl geldiğini, nasıl giyindiğini, yer yatağını nasıl hazırladığını zerre kadar hatırlamadığını söyledi. Kahvaltıyı hazırlamaya başladık. Mustafa “ hacı peyniri odada unuttuk herhalde getiriversene” dedi. Getirip masaya koydum. Neyi? Kül tablasını. Mustafa’nın o an ki kahkahası hala kulaklarımda yankılanır. Hala ayılmamıştık. Kayseri’nin ayazında mutfak balkonunun kapısı dibine kadar açık, biz şort ve tişörtlerle oturuyoruz. Kapı çaldı. Kapıcı ekmek getirmişti. Karşı komşunun da kapıcıdan ekmek aldığını gördük. Mustafa ile benim aklıma sadece tek şey geldi. “Yaşlı teyze”.

-         Abi günaydın. Ya bir şey sorcam da sana.

-         Buyur hocam.

-         Ya dün gece biz biraz fazla içtik de. Gece 2 sularında kapının önünde bi yaşlı teyze gördük. Böyle kısa boylu bir şey.

-         Yaşlı teyzenin ne işi var burada birader?

-         Abi onu diyecem ben de. Sen kapıyı açtın teyzeye, teyze de sizin eve girdi. Gözümüzle gördük işte. Arkadaş şahit.

-         Beyler taşak mı geçiyonuz? Sktiğimin Anayurt’unda gece 2’de bir yaşlı teyze bu apartmana girecek, 12 kat çıkacak, benim kapımı çalacak, ben de onu içeriye alacam? Ahaha. Ben 1 gibi uyudum birader.

-         Ama abi teyze? Kapıyı açtın? Alla alla noluyor ya!

-         Yemin ederim olmadı öyle bir şey. Hadi hayırlı günler hocam…Çok içmeyin bu kadar.

-         Sağol abi…

Kahvaltı masasına bir fırtına öncesi sessizliği hakimdi. Ayhan olandan bitenden habersiz, manasız gözlerle bize bakıyor, biz Mustafa ile olayı anlamlandırmaya çalışıyorduk. Gözümüzle gördüğümüz şey inkâr ediliyordu. Koskoca bir “hassiktir” çekip kahkaha attık.

Mustafa ile ben aynı anda aynı hayali nasıl gördük, hala anlayabilmiş değiliz. Hadi ben sarhoştum, olmayan bir şey gördüm. Görmesem kapıyı açıp gidecektim. Hadi Mustafa da sarhoştu. O da olmayan bir şeyi gördü. Ama olmayan bir şeyi ikimiz de aynı şekilde nasıl anlatabiliyorduk? Kambur bir teyze miydi? Evet. Üzerinde koyu bir giysi vardı? Evet. Karşı daireye girdi? Vallahi girdi.

Vallahi girdin be teyze. Ama iyi ki de gördüm seni. Tanışamadık ama olsun. Beni türlü belalardan kurtardın. Görüşmemek üzere.

Hoşça kal…

Mevzubahisler: Not Defterdarlığı Etiket Fiyatlari: , ,

Che Guevara-Bolivya Günlüğü (E-Book)

Pazartesi, 09 Kas 2009 o6kara Gormezden Gelinmis

“Bugün 39 yaşıma bastım, gerillacılıktan geleceğim hakkında kaygılarımın başlayacağı yaşa doğru amansızca ilerliyorum: şimdilik ‘tam‘ım.”

14 Haziran 1967

İNDİR

Charles Bukowski-Pis Moruğun Notları(E-book)

Perşembe, 05 Kas 2009 o6kara 1 adet karalanmislik

-”trafik kazası sizin cebinizden para çıkması demektir, trafik cezası ise benim. üstelik bizi kendimizden korumakla görevli motosikletli çocuklar kendilerine yeni ev, araba ve orta sınıf altı karılarına giysi ve biblo alabilmek için her ay belli bir kota doldurmak zorundalar. bırakın bu aptal hikayeleri. araba kullanmıyorum artık. dün gece arabamı iskeleden aşağı ittim. tek bir şeye pişmanım.”

-”neye?”

-”lanet şey aşağı yuvarlanırken içinde olmadığıma.”

İNDİR