-”trafik kazası sizin cebinizden para çıkması demektir, trafik cezası ise benim. üstelik bizi kendimizden korumakla görevli motosikletli çocuklar kendilerine yeni ev, araba ve orta sınıf altı karılarına giysi ve biblo alabilmek için her ay belli bir kota doldurmak zorundalar. bırakın bu aptal hikayeleri. araba kullanmıyorum artık. dün gece arabamı iskeleden aşağı ittim. tek bir şeye pişmanım.”
-”neye?”
-”lanet şey aşağı yuvarlanırken içinde olmadığıma.”
İnternette boş boş dolaşırken karşılaştım. Cumhurbaşkanlığının sitesinde Hayrünnisa Gül için hazırlanan sayfanın linki şu şekilde;
http://www.tccb.gov.tr/sayfa/hanimefendi/
Üşenmedim yazıyı da okudum. O da ayrı bir garip. Sen upuzun yazıyı yaz, en sona da şunu ekle;
“Hayrünnisa Gül 1965 yılında İstanbul Beşiktaş’ta doğdu. Çemberlitaş Kız Lisesi’nde okudu. 1980’de Abdullah Gül ile evlendi. Ahmet Münir (1983), Kübra (1985) ve Mehmet Emre (1991) adlı üç çocuk sahibidir.”
Benim bildiğim bu bilgiler ilk paragrafta verilir, sonra ayrıntılara geçilir. Baştan aşağı değişik şeyler bunlar. Hep.

Nobel Barış Ödülü Barack Obama’ya verildi.
Başlığa bakınca sanırsın ki insan doğruyorlar. Öyle bir öfkelenmişim yani. Ama kötü bir şey değil(sanırım). Nasa denilen güruh füzeyle ayı vurup, savrulan parçalarda su izi arayacakmış. Haber üzerine söyleyecek bir şey yok lakin ilgili haberi yayınlayan sitedeki yorumları paylaşmazsam, bir tarafım düşebilir. Başlıyorum…
Dahasina Gider…
yemeğin ağzınızdan midenize taşınması 7 saniye alır..
bir saç teli 3 kg (6.6 lb) kaldırabilir..
ortalama erkek organı baş parmağın 2 katı uzunluğundadır..
insanın kalça kemikleri betondan daha güçlü/sağlamdır..
kadınların kalbi erkeklerden daha hızlı atar..
Dahasina Gider…
Çok bariz bir şekilde Yıldırım Demirören tarafından açtırıldığı belli olan bir pankarttı. Zaten taraftar da maç boyunca gereken tepkiyi gösterdi. Bazı taraftarlar da kendi aralarında kavga etti sanırım, onun nedenini bilmiyorum. Taraftarların istifa isteğine gülerek cevap verdi Demirören. Yanında oturan eşi de alkış ile taraftara eşlik etti gülerek. Keyifli görünüyorlardı. Sonuç olarak Demirören’in o koltuktan istifa ile ineceğini pek sanmıyorum.
12 Mart muhtırası verilirken orduda albay olarak görev yapıyormuş Esat Dölarslan. Şimdi ki eylemi biraz daha farklı. Belki biraz daha aynı. Akatlar’da oturduğu binada darbe yapmış. Posta kutularına 1971 yönetimi damgalı mektup bırakmış ve şöyle demiş: Hiçbir hizmet yürümüyor. Kimse sesini çıkarmıyor. Yönetimi devraldım!
Dahasina Gider…

Bayram zamanları aileden ve akrabalardan harçlık alma olayını yıllar evveline gömen bir bokyiyen olarak bu sene de umutları iddaa’ya bağladım. Sayelerinde elim boş dönmedim. Emeği geçen takımlara teşekkür ediyor, nankör bir insanoğlu olarak da kupona 5 ytl basmadığım için kendimi lanetliyorum. Bir iki gün sonra da bu parayı hortumlayacak olan saygıdeğer kredi kartıma lanet okuyacağım. Bizden ayrılmayın.
kendilerinden zerre kadar hazzetmesem de her şeylerine eyvallah ama şu bahşiş meselesi oldukça canımı sıkıyor.
iftar zamanı fırına pide almaya gittim. geldiğimde apartmanın birinci katında iki kişi gördüm. bütün zillere tecavüz edip kapıların açılmasını bekliyorlardı. adımlarımı hızlandırıp beşinci kata gelip eve girdim ve evdekilere kapı çalarsa açmamalarını söyledim. 3-5 dakika sonra kapıyı çaldılar. bilerek açmadım, gitmelerini bekledim. iki üç denemeden sonra gittiler.
aradan üç saat geçti. arkadaşımla parka çay içmeye gittim. eve geri döndüğümde kapının sol tarafında ufacık bir “x” işareti gördüm. kırmızı pilot kalemle çizilmişti. kafamdaki soru işaretlerini gidermek için evde olmadıklarından emin olduğum karşı komşunun kapısına baktım. aynı işaretten orada da vardı. işkillendim. bu sefer evlerinden çıkmayan alt komşunun kapısına baktım, işaret yoktu. üşenmedim, beş kat aşağı inip tek tek kapılara baktım. her şey tahmin ettiğim gibiydi.
ramazan davulcuları, bahşiş alamadıkları kapılara işaret koyup işlerini kolaylaştırmaya çalışmışlar. böylesine şerefsiz adamlara sövünce de ben terbiyesiz oluyorum. peki sen kimsin de benim evimin kapısını karalıyorsun? bu hakkı sana kim verdi?
işaret koyduğun yere bir daha geleceksin, o davulun tokmağını götüne sokmayacak mıyım ben senin ?

Adam haklı. Allah belamı versin ki haklı. Yapacak bir şey yok. Yazıyı yazdığıma pişman oldum.

"Yukarda yer alan fotoğraf ile aşağıda yer alan yazının alakası nedir babuş?" gibisinden sorular çok yersiz olur, şimdiden söyleyeyim.
Uzun zamandır ilgilenmiyorum blog ile. Bazen içimden gelmedi, bazen tam yazacağım sırada uykum geldi. İşimin çıktığı da oldu, işsizlikten sıkılıp parka çay içmeye gittiğim de. Bir şekilde sallamadım burayı ama artık yeter dedi Tanrı. O öyle diyince, ben de temayı değiştireyim dedim. Olur dedi, araştır bakalım biraz, sevdiğin bir şeyler çıkarsa değiştirirsin. Zaten iyice orospu ettin siteyi. Neyse dedim, hemen bozma ağzını. Sidebar’ı biraz düzelttik mi yeter, bir tema değişikliğine daha toplum henüz hazır değil dedim. Hak verdi haliyle. Ne yani, vermeyecek miydi. Koskoca zeus. İşi bu zaten. Hak vermek. Ha, yeri geliyor, su koyuverdiği de oluyor. O ayrı bir konu.
Yeri gelir meşin yuvarlaklı yazılar yazarım, yer gelir güzel fotoğraflarla süslerim, yeri gelir toplumsal kaygılar gömerim siteye. Havamda olursam mizahi bir üslup da takınırım. Takılırım öyle işte. Posta gazetesinin amatör şairlerinden birinin şiiriyle yazımı sonlandırıyorum. Ha, yazı dediysem de ahım şahım bir şey yazmadım. Hemen şey yapma öyle.
"uzunca zamandır görmeyeli seni
bir başka kadın, bir hoş olmuşsun
kollarıma alıp da sarmayalı seni
beyaz peynir gibiydin kaşar olmuşsun"
Şiirin sahibi Mükremin Yılmaz’a ve eski sevgilisi Şefika hanım’a selamlar sunarım. Allah belanızı versin sizin lan.

“Olayın baş kahramanlarından yarışmacı Musa, tutuksuz yargılanmak üzere serbest vuruş kullandı. Bu serbest vuruştan sonuç alınamayınca Süleyman Parmaksız’ın çocukları rahat bir nefes aldı.”
Saçma Sapan Konuşma