“Sürekli yaşadığımı hissediyorum şaşkınlık içerisindeyim”
Yaşamak istiyorum, bu istek benim gururumu kırıyor, ağzımı kirlenmiş, incir yemiş gibi hissediyorum kendimi, kendi kendine gülmek nedenli oluyor, nedensiz gülmek güzel olur. Otları tanımıyorum, lezzetli olanlarını bilsem onları toplayabilirim, toplamak kolay. Ama oraya kadar yürümek zor. İnsan geri dönmek istiyor. Uykusuzluk fena, insan rüya görüyor yürürken, gerçeği de görüyor bunu ayırtetmeye çalışmak insanı yoruyor, iki zamanlı üç zamanlı yaşanıyor, zamansız kalınca soğuk oluyor, bu böyle. Beynimin bana acı veren bölümlerinin alınması çok insanca bir şey olur. İnsanlarla hayvanlar birbirlerine benzer. Otlar bize benzemez. Onlar hem gerekli hem ihtiyaçlarını kendiliklerinden temin edebiliyorlar. Ben denize bakarım, bakmamı algılayamam, bu böyledir. Algıladığım zaman denizin öbür tarafına gidip bakacağım. Şiir yazmak güzeldir, söylediğini anlatmazsın kendi başına manası yoktur bu yüzden manadır. Ot gibidir, ihtiyacını kendi karşılar. Denizin bir ihtiyacı olduğunu sanmıyorum, olabilir, balıkları merak etmiyorum yosunlar bazen kıyıda oluyor. Her şey halinde güzel o zaman duyduklarım yoğunlaşıyor radyoyu kapatıyorum. Trenyoluna çıkıyorum, istasyonlarda insanlar çirkin, güzel insanlar caddelerde dolaşıyor. Arabaların hakları var, trenin yok, güzel insanları görünce tren durur arabalar gelir, ben hep rüyamda raylarda, araba kullanırım, araba kullanmayı bilmediğim halde nasıl kullanıyorum, raylar araba kullanabilir. Trenyolu otlara yakındır. Bunu söyleyemem trenler ot yiyor diyebilirim bu daha doğru olur. Gülerler bana, ben gülmeleri incelemekten hoşlanırım, taklit ettiğim olur, aynısını başaramam. Artık ilaçları kullanmayacağım kimse etkilerini bilmiyormuş, öğrendim beynini ameliyatla çıkarmışlar o söyledi, kitaba da baktım doğru söylüyor. Ben kitapları severim, içinde bir şeyler yazar, kitap en iyi arkadaştır. Yosunlar daha iyidir. Kitap okurken radyo dinlemek gerekir, yosunun kendi sesi vardır. Yosunların orada bir bahçe var parasını ödeyince çay veriyorlar, bazen vermezler, duvarda bir gemi var o gemiye binilmez bu yüzden duvarda bir resim var demek daha doğru oluyor, bazı resimlere fotoğraf deniyor. Böyle olunca üzülüyorum. Duvarda bir gemi vardı denilince içine binilemeyeceği zaten anlaşılmıyor mu belki binilir. Bekleyeceğim.
Midem ağrıyor psikolojikmiş böyle söylenince iyileşeceğini sanıyorlar. Ben midemin ağrımasının kimseye zarar vermediğini anlıyorum. Herkes öyle söylüyor, intihar et. Benim de aklıma geliyor. Bu konuda kimse karar veremez. Ben ölümün ülkesine gittim orada tesadüfler var irade yok. Bu benim tarzım, böyle intiharlar gördüm. Belki başka türlüsü de oluyordur. Sürekli yaşadığımı hissediyorum şaşkınlık içerisindeyim. İnsanın aklına hep yeni şeyler geliyor hiçbir yerde duymadığı şeyler bu şaşkınlıktan kurtulduğum zaman televizyonun nasıl çalıştığını öğreneceğim. Birgün televizyonun içine girebilen insanlar olacağını söylemiştim, böyle şeyler oluyormuş, ben, girecekler ve bir daha çıkmayacaklar diyorum başka yerlere gidecekler, güzel insanlar, arabalar, havada uçacaklar. Kamyonlarla toprak getirdiler. Büyük kayalar denize bar yaptılar. Beni almıyorlar ben kayalarda oturuyorum, bakıyorum. Onlar sandallara binip uzaklaşıyorlar.
23 Eylül 1992
Sf.11



Saçma Sapan Konuşma